Kaşif mi Katil mi ? Kristof Kolomp

Kaşif mi Katil mi ? Kristof Kolomp

Ahmet Sırrı Arvas

Tarih:2013-02-06 / Hit:3825

Beylik sorudur. Söyle yavrum Amerika’yı kim keşfetti? - Kristof Kolomp - Kaç yılında? - 1492. - Aferin otur...

Bunun adı da eğitim yani, külliyen yalan. Uzmanlara sorarsanız Amerika’yı önce Asyalı Türkler (şimdi onlara kızılderili diyorlar) bulur ve yerleşirler. Sonra? Sonra elbette Müslüman denizciler. Zira Kristof’tan 500 yıl evvel yaşayan Biruni, kıta hakkında mufassal bilgiler verir, Piri Reis ise yaptığı haritalara en ufak detayları bile çizer.

Aslında Kristof Hindistan’ı arayan maceracının tekidir ve indiği yerin de “bir kıt’a” olduğunu bilememiştir.

Hindistan’a batıdan

İsterseniz baştan alalım. Kristof 1451 yılında Cenova’da doğar, onu bekleyen iki meslek vardır. Ya tüccarlık yapacaktır, ya gemici olacaktır. O, ikincisinde karar kılar, küçük yaşlardan itibaren deryaya çıkar. Miçoluk, tayfalık, serdümenlik derken herkese nasip olmayan seyahatlar yapar. Afrika kıyılarını, İngiltere’yi dolanır, hatta Grönland’a kadar uzanırlar.

Kristof bir ara haritacılığa merak salar. O günlerde dünyanın yuvarlak olduğunu savunanlar (bir kaç kafası çalışan adam) “sürekli batıya giderek Hindistan’a ulaşacaklarına” inanırlar. Bu yerinde bir tezdir ancak dünyanın büyüklüğü hakkında bir fikirleri yoktur, Hindistan’ı hemen yanıbaşlarında sanırlar. Aslında aradan Amerika kıtasını ve Pasifik Okyanusu’nu çıkarırsanız pek de yanılmış sayılmazlar.

Kolomp’un malı mülkü olsa dakika durmadan yola çıkacaktır ama gemi dediğin alamet bakkalda satılmaz, hem 40 tayfa kolay mı doyar? Aklındaki seyahati yapabilmek için Portekiz kralına baş vurur ama yüz bulamaz. O da çalışmalarını İspanya Kraliçesi İsabella’nın önüne koyar. Uzak ufuklardaki zengin sömürgelerden söz açar. Gemiler dolusu altın ve baharat vaad edip kadının gözünü boyar. Kral Ferdinand, Kristof’u geveze ve hayalperest bulur ancak Kraliçe İsabella hazinenin kapısını aralar. Bir mânâda yatırımı maceraya yapar.

Kristof Kolomb'un Keşif Seferlerinin Rotaları

Kızılderili kanıyla

3 Ağustos 1492’de üç gemi (Santa Maria, Nina ve Pinta) ve 120 mürettebâtla Palos limanından ayrılırlar. Güneybatı rüzgârını arkalarına alır ve bir ayda Kanarya Adalarına varırlar. 12 Ekim’de Bahama önlerine demir atarlar, ancak Hindistan hayaliyle yola çıkan gemiciler sabırsız davranırlar. KK belki de bu baskıdan olacak Amerika’yı görür görmez “başardım” çığlıkları atar. Hoş hayâtı boyunca da bu iddiasından caymaz. Israrla Doğu Hindistan’a ulaştığını iddia eder, kızılderililere İndia (Hindliler) adını takar. Orta Amerika’yı Asya’ya benzetmek tamamdır da ne bekledikleri kadar altın, ne de baharât bulurlar.

İspanyolların kıtaya ayak bastığı günlerde Amerika’da takriben 50 milyon yerli yaşar. Kristof bunların silahsız olduğunu görünce cengaverliği tutar. Yerliler, ilk kez karşılaştıkları kılınçları keskin tarafından tutup ellerini kesince adamlarına göz kırpar.

Seyir günlüğünde tam 75 kere “Altın” kelimesine yer veren KK altın maltın bulamaz. Ancak ne farkeder, eğer yerlileri gemilere doldurup satarlarsa.... Zaten adamları ipten kazıktan dönme çapulculardır, kimsenin gözünün yaşına bakmazlar. Her ne kadar yola “Mesihin adını yaymak ve bilinmeyen toprakları kraliçe adına kutsamak” için çıktıklarını söylüyorlarsa da para kaygısından kurtulamazlar.

 

KK yerliler için “gençtiler, sağlıklı ve biçimli bedenleri vardı. Yüzleri çok güzeldi. Saçları düz, parlak ve at kuyruğu gibi gürdü. Gözleri koyu renkli ve iriydi. Bacakları uzun, karınları yağsızdı” diye yazdığına bakılırsa onlara “esir tüccarı” gözüyle bakar. Ona göre bunlar çok iyi hizmetkâr olurlar. Sadece elli adamla binlercesini ambara kaparlar. Sonra çıkar pazara, gelsin altınlar...

Bu arada aksilikler aksilikleri izler, Santa Maria karaya oturur, KK. 20-30 adamını yörede bırakır ve 224 gün sonra çıktığı limana geri döner. Yanında kızılderililer, papağanlar ve yerlilerden çaldıkları altınlar vardır. Bazıları onu alaya alsalar da kraliçe hoş karşılar ve mükafatlandırıp madalyalar takar. Kısa yoldan Hindistan’ı bulmanın getirdiği heyecanla her imkânı önüne açar. Kristof’u “koloni kursun” diye 17 gemi ve 1200 maceraperestle Cadiz’den uğurlar.

Yeni Kıtaya Çıkış

İlk koloni Hispanyola

Kafile Dominik’e kolayca varır. Antil Adalarını dolaşarak Santa Maria’yı bulurlar. Ancak gemide kalan adamlar yerlilere hiç de hoş davranmamış ve yöreden sökülüp atılmışlardır. Bunu duyan bir kaç heyecanlı “yerlilere ölüm” diye bağırmaya başlar. Belki inanamayacaksınız ama bu çağrı hızla muhatap bulur, işi gücü bırakıp insan avına çıkarlar.

KK “Hispanyola” bölgesinde ilk kazmayı vurur ve Amerika’daki ilk koloninin temelini atar. Çok geçmeden İngilizler ve Fransızlar da “yeni kıta”ya damlarlar. Soluk benizlilerin ortak özelliği şudur ki biteviye kızılderili topraklarına doğru yayılır ve kan dökmekten keyf alırlar. Hasılı Bush’un dedeleri Amerikayı “kanla zülumle” kurarlar.

Kızılderililer havaya suya ve toprağa saygılıdırlar. Avladıkları hayvanın etinden derisinden, kılından tüyünden azami istifadeye bakar, sebepsiz yere can yakmazlar. Ağaçları bile incitmekten çekinir, kibarca dal silkeler, ota, yaprağa hatır sorarlar. Bir beyazın onda biri kadar yeyip doyar, israftan çok kaçarlar. Yerliler İspanyolları önce dostça karşılar, onları kendileri gibi sanırlar. Ancak maksatlarını anlayınca tedbirlerini alır, köleliğe yanaşmazlar. Karılarını ve çocuklarını dağlara kaçırır, kıymetli eşyalarını kuytulara saklarlar. Soluk benizliler yağmalanacak şey bulamayınca çileden çıkar, halka zulme başlarlar. Dayak, hakaret neyse de kadınlara sataşınca iş çığırından çıkar, o sessiz yerliler demirden leblebi olurlar.v

İspanyolların ardından diğer sömürgeciler de (İngilizler, Fransızlar, Flemenkler, İtalyanlar) yeni kıt’aya koşar. Beklentileri büyük olduğu için hayal kırıklığı yaşarlar. Aradıklarını bulamayınca hınçlarını yerlilerden çıkarırlar.

Kızılderililer temizliğe ve aile hayatına önem verdiklerinden olsa gerek sıhhatli kalırlar. Ancak Avrupa’dan gelenler bu insanları görmedikleri hastalıklarla (tifo, frengi, verem, kolera) tanıştırırlar. Yerlilerin bünyeleri bu mikroplara dirençli değildir. Bu yüzden toplu ölümler yaşarlar.

Engizisyon gibi

Kafileler kafileleri izler, Avrupa’da ne kadar hırsız uğursuz, ne kadar dikiş tutturamamış maceraperest varsa gemilere doluşup “yeni kıt’a”ya koşar. Katliamlar katlana katlana yayılır, Haçlılar ağıla giren kurtlar gibi insan kırarlar. Hatta zaman zaman yerliler üzerine bahis oynar, biçareyi tek kılıç darbesiyle ortadan biçen ya da iki kaşının ortasından oklayan parayı kapar. Süt bebeklerini ayaklarından tutup taşlara çarpar, köpeklerin önüne atarlar. Kimini alevlere iteler, kimini dallarda sallandırırlar. Kristof eline geçen reisleri sıradan yerliler gibi öldürmez, daha enteresan bir son için fikrini zorlar. Kızılderililer kıt’anın derinliklerine kaçarak gizlenseler de İspanyollar bunların peşine azgın köpekler takar. Bu hayvanları sadece yerli etiyle besleyip canavarlaştırırlar. Hatta köpekleri beslemek için insan eti satan kasaplar açarlar. Müşteriler “şu herifin çeyreğini ver” der kanlı butu omuzlarına vururlar. Azgın köpekler etlere hırlıyarak dalar ama en fazla da kafatası sıyırmaktan hoşlanırlar. (Bartolome de Las Casas)

Muharip yerliler tükendikten sonra meydan Avrupalılara kalır. Kadınları ve çocukları paylaşır, kimini madenlerde, kimilerini tarım alanlarında kullanırlar. Lohusaların sütleri kurur, bebeler acından kırılırlar. Dağlara kaçan yerliler korkudan ne yapacaklarını bilemez, bazıları da uğradıkları hakarete dayanamaz, intihara sığınırlar.

Hisponiola’da 1492’de 250 bin olan yerli nüfusu 1508’de 60 bine düşer 1560’da 500 tane bile kalmaz. Ki onları da hizmetçi olarak kullanırlar. Biz kahramanımıza dönelim. Ünlü kaşif 1496’da Cadiz’e geri döner. 1498’de üçüncü seferine çıkar, peşine yeni serüvenciler takar. Bu kez daha da güneye iner. Venezuela yakınlarında Trinidad açıklarına demir atar.

Ancak daha önce kurduğu kolonilere vardığında huzursuz insanlarla karşılaşır, işin içinde çıkamaz. Evet o usta bir denizci olabilir ama idarecilik boyunu aşar. Nitekim Ferdinand tarafından gönderilen bir koloni valisi dizginleri eline alır Kristof’u zincire vurarak İspanya’ya yollar (1500).

K.K. kısa süren mahkumiyetinden sonra Ferdinand ve İsabella’yı ikna etmeyi başarır ve Nisan 1502’de yeniden yelken açar. Bu kez Hindistan’ın merkezini bulmaya niyetlidir, gider Orta Amerika’da Bombay’ı, Kalküta’yı arar. Panama’da aylarca kalır ama üç adım ötedeki Pasifik Okyanusu’nun kokusunu alamaz. Jamaika civarında gemisi midyeler tarafından tahrib olunca karaya çıkar, Koloni valisinden yardım gelinceye kadar kıt’anın derinliklerine dalar, ipek ve baharat yollarını arar.

Kasım 1504’te tekrar İspanya’ya ulaşır. Ancak üç beş gün sonra Kraliçe İsabella ölür ve eskiden beri kendisinden hoşlanmayan Kral Ferdinand kapıyı kapar. Kolomb’un karizması yerle bir olur, dostları tarafından terk edilir ve bir gün ölüsünü bulurlar (1506)

Kabrinde yatamaz

Kristof, Valladolid’de gömülür ancak hayranları kemiklerini Las Cuevas kentinde Kartauser mezarlığına taşırlar (1509). Derken birileri onun Amerika’da yatmasının daha mânâlı olacağını düşünür, kemiklerini torbalar Atlantik’i aşarak Santa Domingo Katedrali’nin bodrumuna koyarlar (1537). Ancak ortalık karışınca Fransızların tasallutundan korkar ve tabutu alelacale çıkarıp Küba’nın başkenti Havana’ya kaçırırlar (1795).

Avrupa’daki hayranlarının hasreti depreşince Havana’daki kemikleri toplar, Sevilla’da onuruna dikilen bir heykelin ayakucuna bırakırlar, ki söz konusu turu ancak 100 yılda tamamlarlar. Papa Pius onun bir aziz olduğuna inanır yere göğe sığdıramaz. Nitekim cennetlik ilan edilmesi için çalmadık kapı bırakmaz (1866). Ancak bu teklife kilise mahkemesinden sadece bir oy (herhalde kendininki) çıkar.

Her ne kadar papazlar Kristof’u destanlaştırsalar da bazı araştırmacılar aslında onun Pantevedra yakınlarında doğan Juan Colon adlı bir İspanyol Yahudisi olduğunu yazarlar. Gemilerinde rahip bulunmadığını, Arapça ve İbranice bilenlerin ekseriyette olduğunu söyler, buldukları işaretlerle bir Kabalacı konverso (Yahudi dönmesi) olduğunu ispata çalışırlar.

İspanya’dan çok miktarda ırkdaşını kaçırdığını iddia eder “Amerika’daki Yahudi örgütlenmesi hakkında” ipuçları sunarlar.

20 Mayıs 1506 Kolomb Ölüm Döşeğinde

İrfan Özfatura - Ahmet Sırrı Arvas

 

BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

  • ne kadar da uzuuuuun

    melisa akyüz

    2014-02-25 14:01:37

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

"Seni ziyaret edenler, beni ziyaret etmiş gibi olsunlar"

Bir zamanlar orta Anadolu’yu misli zor görülen bir Resulullah aşkı sarar. Yanık sevdalılar salât ve selâmlarını sabah rüzgarlarına ısmarlarlar. Münevver Medine içle...

Haçlı Ordusunun Deviremediği Kumandan

Tiryaki Hasan Paşa ele geçirdiği esirleri baklava börekle besler ve kaçmalarına göz yumar. Bu bolluk Haçlı tarafını bihuzur eder, duyduklarına inanamazlar. Hiç deği...

Teröristlerin Piri Hasan Sabbah

Elbruz sıradağları arasında sarplığı ile dikkat çeken bir tepe... Önünde yılan gibi uzanan gümrah vadi, üstünde kartal yuvasını andıran bir kale... Alamut’u...
Tüm Yazıları