"Kefenim ve sabunum çantamdadır!"

Ahmet Demirbaş

Tarih:2015-06-05 / Hit:2366

Edirne müdafii Mehmed Şükrü Paşa, Erzurumlu Kolağası Mustafa Beyin oğludur. Dürüst, çok sert ve cesur bir askerdi...

Balkan Savaşı günlerindeyiz... Edirne mevkiindeki bağımsız kuvvetler, Mehmed Şükrü Paşa'nın emrindeydi. Erzurumlu Ayabakan âilesinden Kolağası Mustafa Beyin oğlu olan Şükrü Paşa, dürüst, çok sert ve cesur bir askerdi. Üst makamlara karşı bildiklerini çekinmeden söylemeyi vatan borcu telakkî eden bir karaktere sahipti. Kendisine verilen yazılı emirde, Edirne’nin muhtemel bir muhâsarası hâlinde yalnız kırk gün müdâfaa edilmesi bildirildiği hâlde, güç şartlar altında 5 ay 5 gün kahramanca savundu. Türk ordusunun şeref ve nâmusunu kurtaran ve bütün dünyanın takdir ve hayranlığını kazanan, muhteşem sahneler yaşandı. Şükrü Paşa cephede askerine şu vasiyeti yapmıştı:

"Düşman, hatları geçtikten sonra ölürsem kendimi şehit kabul etmem!.. Beni mezara koymayın itler ve kuşlar etimi çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursam kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahalle defneceksiniz ve gelen nesiller üzerime bir abide dikecektir..."

Ancak, askerinin yiyeceği kalmayan, silâh ve mühimmâtı bitmek üzere olan Şükrü Paşa hiçbir yardım gelmemesi üzerine 26 Mart 1913 Çarşamba günü Bulgar başkumandanına bir zâbit (subay) göndererek teslim olacağını bildirdi... Kılıcını Bulgar Başkomutanı General İvanof'a teslim etti. İvanof, Şükrü Paşa’nın kılıcını alelade bir şekilde alınca Bulgar Çarı Ferdinand’dan azar işitti. Zira böylesi saygıdeğer bir savunmayı yapmış kişi, düşman bile olsa bir merasimi hak etmekteydi... Nitekim Şükrü Paşa’nın kılıcı Çar Ferdinand tarafından merasimle kendisine iade edildi...

Bir müddet sonra, Osmanlılarla Bulgarlar arasında antlaşma imzâlanmasının ardından İstanbul’a dönen Şükrü Paşa'yı, ona halkın tezâhürâtta bulunması ihtimâlinden korkan Cemal Paşa, el çabukluğuyla trenden alıp, muhâfızlık arabasına koyarak kimseye göstermeden evine getirdi...

Mehmed Şükrü Paşa, memlekete döndükten sonra rahatsızlandı. Edirne müdâfaası günlerinde yakalandığı siyatik hastalığının tedâvisi için gittiği Bursa kaplıcalarında zâtürreye yakalanmıştı. İstanbul’a döndü ve 5 Haziran 1916’da hayata gözlerini yumdu. Bugün, onun vefat yıl dönümüdür. Öyle bir kahramanın ruhuna bir Fatiha gönderilmez mi?..

 

 

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Cihan Padişahını Titreten Mektup

Devlet adamlarının istişare edebilecekleri âlimlerin olması ve onların da hiç çekinmeden doğruları söylemeleri ne büyük bir nimettir... İmam-ı Rabbani hazretleri bu...

Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut

Osmanlı padişahları bazen tebdil-i kıyafetle yani kılık değiştirerek halkın arasında dolaşırlardı. İkinci Mahmud Han da bir gün böyle tebdil-i kıyafetle Saray'dan a...

Fatih Sultan Mehmet'i Talebeliğe Kabul Etmeyen Hocası

İstanbul’un manevî fatihi kabul edilen Akşemseddîn hazretleri, büyük âlim, üstâd, hekim ve velî bir zattır. Evliyânın büyüklerinden Şihâbüddîn-i Sühreverdî hazretle...
Tüm Yazıları