"Seni ziyaret edenler, beni ziyaret etmiş gibi olsunlar"

Ahmet Sırrı Arvas

Tarih:2017-03-30 / Hit:1656

Bir zamanlar orta Anadolu’yu misli zor görülen bir Resulullah aşkı sarar. Yanık sevdalılar salât ve selâmlarını sabah rüzgarlarına ısmarlarlar. Münevver Medine içlerini yakar ama mukaddes topraklara gidemeyecek kadar fukaradırlar.

Niye öyle yaparım bilmem üç adımlık mesafeyi 10 saatte alır, anayoldan ayrılan her patikaya girer çıkarım. Adına kuytuların tutkusu, Anadolu aşkı, macera, gizem, serüven ne derseniz deyin. Huy işte. Kızılcahamam civarlarında otobandan ayrılan bir yol var ki yıllardır içimde ukdedir. Şu Çamlıdere denilen yere niye gidemedim bilemem. Ama bu kez atlamıyorum. Dar ve virajlı bir yoldan döne döne ilerliyor, küçük küçük tepeler aşıyorum. Kasaba ansızın karşıma çıkıyor. Kiremit kızılıyla, badana akının netleştiği yerde el frenini çekiyorum. İşte bu fotoğraf kaçmaz. Makinemi alıp iniyorum. Kadrajı ayarlarken uzak bahçelerden ceviz toplayan çocukların sesi geliyor. Taa karşı tepede bir teke böğürüyor. Ötelerde ama çok ötelerde bir kamyon olmalı. Rampada zorlanıyor mu bilinmez, motor inim inim inliyor. Sesi ansızın boğulup azalıyor, sanırım keskince bir virajla vadiye iniyor. Sonra. Sonra sessizlik. Kulaklarım bir hoş oluyor. Çamlıdere adıyla mütenasip bir belde. Çamı da var, deresi de. Burası kendi halinde, hatta biraz fazla kendi halinde. Ortalıkta üç beş esnaf görünüyor, birkaç asmalı kahve. Bunlar sıradan şeyler, ama kasabaya hakim tepede kurulan külliye dikkat çekecek kadar sıradışı. Tabelâsında aşina bir isim okunuyor: Ali Semerkandi Hazretleri!

BİR ZAMANLAR

Yıllar evvel ama uzun yıllar evvel (13. Yüzyılda) Çamlıdere kervan geçmez bir beldedir. Ahalisi fakir, ama tok gözlüdür. İnançlı ve samimidirler. Alemlerin Efendisini aşk derecesinde severler. İçli içli ah çekerek Mescid-i Nebiyi ve Ravda-i mutahhareyi hayal ederler. Ah, bir anlığına Şebeke-i Saadetin önüne ulaşabilseler ve bir kez olsun Şefaat ya Resulallahdiyebilseler... Ama o fukaralık yok mu, bellerini büker.

Ali Semerkandi Hazretleri adı üzerine Semerkandlıdır. Düzenli bir tedristen geçer, büyük alimlerin önünde diz çöker. Şam, Isfahan ve Kudüs’te nice sohbetlere katılır, feyz derler. Derken Mekke-i Mükereme’ye gelir.Şehrin eşrafı onun farkını hisseder, mihrabı gösterirler. Uzun yıllar Kabe-i Şerif de imamlık yapmakla şereflenir. İslâm âleminde Kâbe imamlığı büyük bir güçtür ve önü açıktır. Ancak o bırakmasını bilir. Sıradan bir derviş gibi Mescid-i Nebiye gelir ve kutlu Ravda’ya hademe olur. Siler, süpürür, yıkar, kurutur. Efendimiz ile aralarında anlayamayacağımız bir ünsiyet kurulur. Mânâ âleminde yaratılmışların en üstününe evladlıkla müjdelenir. Artık Ali Semerkandi’nin gönlüne okyanuslar akar, marifet deryalarından inciler toplar.

AŞIKLARIMIN YANINA

İşte Çamlıdere halkının Server-i âlem aşkıyla tutuştuğu demlerde Peygamber Efendimiz türbedârının rüyasına girer. Filan beldede ümmetim hasretimle yanıyor, ancak buraya gelemiyorlar. Sen onların ayağına git. Seni ziyaret edenler, beni ziyaret etmiş gibi olsunlar buyururlar. Ali Semerkandi Hazretleri hemen o sabah yola çıkar. Manevi işaretleri takip ede ede Şeyhler'e (O zamanlar Çamlıdere'nin adı Şeyhler'dir) varır. Yöre halkı bu garip dervişi bağırlarına basarlar. Döşek gösterir, lokmalarını paylaşırlar. Mübarek vazifesini sır gibi saklar. Kâbul ederseniz sizinle yaşıyayım der, sanırım bir işe yararım, hayvanlarınızı otlatabilirim meselâ. Ahali Sen istiyorsan niye olmasın diye gülümserler, ama dişe dokunur bir para arama. Mübareğin akçeyle pulla işi olmaz. O gündüzleri elde tesbih dağ bayır dolaşır, akşamları halkasına katılanlara mübarek beldeleri anlatır. Serin yayla gecelerini Haremeyn rüzgarlarıyla ılıtır. Ancak hallerini sırlarını ne kadar saklarsa saklasın halk fevkaladeliklerin farkındadır. Eğer, azgın boğalar kuzuya döndü ve çorak bozkırlar yeşile kestiyse bu çoban boş olmamalıdır.

Buzağılar uslu uslu anaları ile otlar, ineklerin göğüsleri güğüm güğüm süt tutar. Meçhul çobana kurtlar kuşlar selâm dururlar. Ali Semerkandi Hazretleri her veli gibi tevazu ehlidir ama kerametlerini saklayamaz. Mesela diyeceksiniz? Meselâ sıcağın sarıya kestiği günlerden birinde abdest tazelemek ister. Ancak kır çeşmesinin lülesindeki son damla da yere düşer. Mübarek uzun uzun kuru yalağa bakar. Sonra telaşla sağa sola koşar. Güneş devrilmekte vakit geçmektedir. Gerçi su bulunmayan yerde teyemmüm de yapılır ama onlar ehli takvadır. Alemleri yaratan ve gökleri yıldızlarla donatan Allah’ın garip kulunu unutmayacağını bilir ve dolu dolu su sunacağından adı kadar emindir. Öyle ya O (Celle celalüh) nelere kadir değildir. Nitekim asasını sapladığı yerden su sızmaya başlar ve büyüye büyüye bel gibi kalınlaşır. (Bu su halen Çamlıdere Eskipazar arasındadır, üzerinde şirin bir mescid vardır.)

ÇEKİRGE SUYU

O tarihlerde Osmanlının payitahtı olan Bursa görülmemiş bir afet yaşar. Nereden geldiği bilinmeyen çekirgeler bulut bulut arazilere konar, ekinleri kuruturlar. Tebâ perişan, devlet çaresizdir. Padişah bakar olmaz, haber çıkarır. Kimin bir mahareti varsa, yetişsin der, gelsin bildiğini denesin! Ali Semerkandi Hazretleri tevekkül ehlidir. Derdi gönderen Rabbim çaresini de verir der ve sahrada sızan suyu Bursa'ya gönderir. Onun silahı duadır, kimbilir su belki bahanedir. Nitekim mâlum suyun döküldüğü tarlalardan çekirgeler çekilir. Sürüler bu gün Çekirge diye tanınan semtte birikirler.

Padişah Peki şimdi ne olacak derken, gökyüzü kararır. Milyonlarca sığırcık yere iner ve haşeratı mahveder. Çok geçmeden, çayırlar yeniden yeşerir, ortalık bereketlenir. Padişah Ali Semerkandi Hazretleri'nin hizmetinden çok memnun kalır. Onu Bursa’ya davet eder. Baldan tatlı bir sohbetin ardından Dile benden ne dilersen der. Ancak mübarek kendi için bir şey istemez. Israr üzerine Sultanım hemşehrilerim çok gariptir der onlar için birşeyler yapabilirseniz ne âlâ. Padişah hemen bir ferman yazar ve Çamlıderelileri askerlikten ve vergiden muaf kılar. Eh bunlar da az ikram değildir hani. Bu samimi insanlar saadetleri için çalışan büyük veliyi unutamazlar. Ali Semerkandi Hazretleri’nin kabri üzerine mükemmel bir türbe, etrafına muhteşem bir külliye yaparlar. Enteresandır ama burada doğan erkeklerin çoğu Ali adını taşır, geriye kalanlar mı? Onlar da Mehmet Ali, Ali İbrahim, Durali, Alihan, Alişan'dırlar. Vaktiniz müsait olur mu bilmem, eğer Ankara yolunda Çamlıdere” diye bir tabela görürseniz, girin. Pişman olmayacaksınız.


Yazarın Diğer Makaleleri

"Seni ziyaret edenler, beni ziyaret etmiş gibi olsunlar"

Bir zamanlar orta Anadolu’yu misli zor görülen bir Resulullah aşkı sarar. Yanık sevdalılar salât ve selâmlarını sabah rüzgarlarına ısmarlarlar. Münevver Medine içle...

Haçlı Ordusunun Deviremediği Kumandan

Tiryaki Hasan Paşa ele geçirdiği esirleri baklava börekle besler ve kaçmalarına göz yumar. Bu bolluk Haçlı tarafını bihuzur eder, duyduklarına inanamazlar. Hiç deği...

Teröristlerin Piri Hasan Sabbah

Elbruz sıradağları arasında sarplığı ile dikkat çeken bir tepe... Önünde yılan gibi uzanan gümrah vadi, üstünde kartal yuvasını andıran bir kale... Alamut’u...
Tüm Yazıları