Osmanlı hat sanatında sülüs ve nesih yazılarının zirvesi kabul edilen Mehmed Şevki Efendi (1829-1887), Mushaf yazımında...
ÂH AYASOFYA
Tarih: 2020-05-19 / Görüntülenme: 9258
Allahü teâlâ "Levlâke levlak lema halaktül eflak" buyuruyor hadîs-i kudsîde. Her şey onun hürmetine yaratıldı. O olmasaydı hiçbir şey yokdu. Onun kıymetini îzâhdan âciziz. Değil zâtına, mübârek hırkalarına bahâ biçilemez. Eshâbına bahâ biçilemez. Tâbiîn-i izâma bahâ biçilemez. Tebe-i tâbiîne bahâ biçilemez. Ümmetine bahâ biçilemez. Kötü dediğinin yatacak yeri yokdur, övdüğüne bahâ biçilemez. "Letüftehanne'l kostantıniyyetü fele ni'mel emîru emîruhâ ve le ni'mel ceyşü zâlike'l ceyş" muhâtabı olana bahâ biçilemez. Kıymetine bahâ biçilemeyecek bu hünkâra ne kadar tâbiyiz? Âhiretde onunla karşılaşmaya ne kadar hazırız?
O hünkâr ki ömrünü cihâda adadı. Her şeyini bu yolda fedâ etdi. İrili-ufaklı yığınla devleti târih sahnesinden sildi. En kahraman askerlerimizin korkduğu anlarda gözünü kırpmadan ileriye atıldı. Zevk ü sefâ semtine uğramadı. Uyku nedir bilmedi. Çocukken giydiği ateşden gömlek kısa zamanda onu eritdi. Nihâyet vefâtı da seferde oldu. Muhtemelen İtalya'ya yürüyordu. Gedik Ahmed Paşa güneyden, kendisi kuzeyden ilerleyecek, buluşduklarında bu iş bitmiş olacakdı. İki Roma'nın fâtihi, Avrupa tahtına oturacakdı...
İyileşmeyen yaralar olur. Bir türlü kabuk bağlamaz. İyileşiyor sanman boşunadır. Tâzeler, tâzeler... Ayasofya da aynı. Görmemize gerek yok, düşündüğümüz an ciğerimizden kan damlıyor. Hayat meşgalesinde unutduğumuz yaramızı yeniden fark ediyoruz. Fâtihin vakfı aslî hüviyyetine dönmedikçe bu yara kapanmaz. Müze olarak kalsın, gidip beş vakit namaz kılalım da çâre değil. Neden müze kalacak? Bize bu şehri hediyye eden sultan bunu mu vasiyyet etdi? Surlara tırmanırken kızgın yağlarla kavrulan vatan evladları bunu mu diledi? Boynumuzun üstünde duran bedduânın farkında mıyız? O orada kaldıkça belimizi doğrultmamız mümkün değil!
Çoğu kerre mekânların manevî yönü maddî cihetini gölgede bırakır. Ayasofya böyle bir yapı. Fethin sembolü. Tevhîdin teslîse zafer nişânesi... Bu şanlı ma'bed hayli zemândır secde eden alınlara hasret. Beş vakit mü'minlerin ictimâ etdiği yerde bugün ayakkabılarla volta atılıyor. Başka başka cinâyetler işleniyor köşelerinde. Osmanlı târih olalıdan beri böyle. Ayasofya kan ağlarken hangi îmânlı kalb gülebilir? O şimdi mazlûm ve mahzûn, lâkin vekârlı. Kahramânını bekliyor. Bakalım bu büyük ni'met kime nasîb olacak? Kim kıyâmete dek duâ alacak? Belki de yirminci asrın hîlesi o ikonaları kim kazıyacak? Bakalım Fâtih cennetde kimi alnından öpecek?
Nefs-i İstanbul'a Türk ve İslâm mührünü vurmakdan çekinmemeliyiz. Çünki bu şehri biz fethetdik. Tekbîrlerle, tehlîllerle. Bedelini kanımızla ödedik. Yetmedi canımızla... Ayasofya dendiğinde kalbi titremeyen kendini muhâkeme etsin. Ben kimim ve neye inanıyorum suâline cevâb arasın. Unutmasın ki o, Sultan Ahmed kadar bizden, Süleymâniye kadar Türk, Selîmiye kadar Müslüman.
Kâzım Kürşat Yücel
YORUM YAZ
Son Eklenen Yazılar
1920’li yıllarda Yunan ordusunun ilerleyişini durdurmak için kazılan ve o dönem bir insan boyundan daha derin olan taş s...
Orduyu Bölen Büyük Rekabet: Mektepli mi, Alaylı mı? Teorinin efendileri ile pratiğin ustaları karşı karşıya! Osmanlı’nı...
İstanbul’un tarihî surlarının gölgesinde, Topkapı’nın kalbinde yer alan ve XVI. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en asil nişan...
Maziden Atiye Ahlat: Gençler Tarihin İzinde Geleceğe Yürüyor Ankara ve Diyarbakır’dan gelen öğrenciler, medeniyetimizin...
Gaziantep’in dar sokaklarında, tarihin en şanlı direnişlerinden biri olan Antep Savunması’nın izleri hâlâ ilk günkü gibi...
