Bursa'nın Yunus'u Aşık Yunus

Bursa'nın Yunus'u Aşık Yunus

Tarih:2020-05-16 / Hit:328

Yunus Emre denildiğinde aklımıza halkın “ Bizim Yunus” diyerek bağrına bastığı , Tabduk Emre’nin müridi Sarıköylü Derviş Yunus gelecektir. Dolayısıyla Aşık Yunus’a geçmeden hem şiirimizdeki “Yunus Emreler geleneği” ni anlamak hem de teberrüken öncelikle “Bizim Yunus”tan söz etmek gerekecektir. Zira Yunuslar halkasının ilk önemli ismi odur.

Yunus Emre, XIII. Asrın ilk yarısıyla XIV. Asrın başları arasında yaşamıştır. Onun gerçek hayatı hakkındaki bilgilere şiirlerinden, hakkında söylenen menkıbelerden ve bazı tarihi kaynaklardan ulaşabiliyoruz. Çok da yeterli olmayan bu bilgilere göre Yunus Emre, Eskişehir’in Mihallıcık ilçesine bağlı Sarıköy’de ( şimdiki adıyla Yunus Emre Beldesi) doğmuştur.

Yunus Emre, hakkında söylenen menkıbelere göre bütün Anadolu’yu kasıp kavuran bir kıtlık yılında Anadolu’nun manevi mimarlarından Hacı Bektaş-ı Vei ‘nin dergahına buğday istemeye gider. Hacı Bektaş-ı Veli, ona buğday yerine himmet teklif eder. Yunus Emre, ilk anda bunun kıymetini bilmeyip buğdaya talip olur. Fakat köyüne giderken yaptığı hatanın farkına varıp geri döner. Buğday yerine himmete talip olduğunu söyleyerek Hacı Bektaş-ı Veli’ye mürit olmak ister. Fakat onun bu isteği kabul görmez ve “ o iş, şimdiden sonra olmaz. Biz o kilidin anahtarını Tabduk Emre’ye verdik. Varsın nasibini ondan alsın” denilerek Tabduk Emre’ye gönderilir.

Menkıbelere göre Yunus Emre, Tabduk Emre dergahında uzun yıllar irfani eğitim görür. Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla medrese tahsili için Konya’ya gitmiş olmalıdır. Yunus Emre, daha sonra manevi sülukunu tamamlayıp şiirler söylemeye başlar. Ardından da başta Anadolu olmak üzere muhtelif coğrafyalara irşat gezilerine çıkar.

Yunus Emre, bu misyonla yıllarca Anadolu’da dolaşmış, gittiği her yerde ilahileriyle büyük bir hüsnü kabul görmüş, Anadolu halkı onu bağrına basmış, onun ilahileriyle din ve tasavvuf konusunda bilgilenmiş ve aydınlanmış, samimi bir imana ve ahlaka sahip olmuştur.

Yunus Emre, birliğin dağıldığı ve siyasi-ekonomik sıkıntıların yaşandığı o çağda büyük bir kabul görmüştür. Denilebilir ki Anadolu, Yunus’un nefesiyle kendine gelmiş, onun birlik ve sevgi çağrısıyla hayata yeniden tutunarak siyasi birliğini de tekrar kurmayı başarmış, Selçuklu kışından sonra Osmanlı baharına ulaşmıştır.

Yunus’u bu denli benimsemeye konu kılan diğer yönü ise dilidir. O, pek çok çağdaşının aksine Türkçe söylemeyi tercih etmiş, lirizmiyle de bu söyleyişin gönüllerde samimi bir karşılık bulmasını sağlamıştır.

Risaletü’n Nushiyye’sindeki bir beyittan hareketle H.638/M.1240 yılında doğduğu anlaşılan Yunus Emre, H.730/M.1320 yılında vefat etmiştir. Buna göre, 82 yıllık bir ömür sürmüş, geriye birisi Divan, diğeri Risaletü’n Nushiyye adlı mesnevisi olmak üzere iki eser bırakmıştır.

Eskişehir Mihallıçık Yunus Emre Müzesi

Yunus Emre, tasavvuf tarihimizde de Türk tasavvuf şiirinde de bir “mektep” kurmuş, sonradan yetişen pek çok şairde bu mektebin talebesi olmuştur. Talebelerinin onu benimsemeleri öylesine yoğun olmuştur ki onların çoğu “Yunus” yahut “Emre” adını kendilerine mahlas olarak kullanmışlardır. Bu yüzden edebiyatımızda “Yunus” adlı yahut mahlaslı çok şair bulunmaktadır.

Diğer Yunuslar

Edebiyatımızda Yunus Emre adını taşıyan tek bir şair yoktur. Yunus’un şiir tarzı itibariyle takipçileri olduğu gibi, “Yunus” adını taşıyan birkaç şair daha görülmektedir. Bunların kaç tane olduklarına gelince;

Faruk Kadri Timurtaş, bunlardan ilk Yunus Emre’nin dışında ikisinin hüviyetinin belli olduğunu söyler. Ona göre “birincisi, mahlas olarak daha çok “Aşık Yunus’u kullanan, bazen de kendini “Yunus”, “Derviş Yunus” “Yunus Emrem” diye anan XV. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Timurtaş, kitabında bu Yunus’un Emir Sultan müntesibi “ Bursalı Aşık Yunus” olduğunu belirtir. Ona göre “ Yunus adını kullanan bir başka şahıs da H.1123/M.1711’de ölen Derviş Yunus’tur. Bu Yunus, Bursalı İsmail Hakkı hazretlerinin şeyhi Atpazarlı Osman Fazlı’nın mürididir.

Konu ile alakalı görüş belirtenlerden Esat Coşan’a göre de birden fazla Yunus vardır: “ Bir kere iki tane kesin Yunus var: Birisi, Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye yetişmiş Yunus; ötekisi, Bursa’da Emir Sultan’a yetişmiş Yunus… Birisi Mevlana’dan biraz genç; ötekisi Emir Sultan’dan biraz genç.. Emir Sultan’dan feyz almış, Emir Sultan’a bağlı.. Bu ikinci Yunus daha ziyade, Şol Cennetin Irmakları, Kabe’nin Yolları Bölük Bölüktür gibi ilahileri söyleyen Bursalı Yunus…

Bu konuyla alakalı, son ve kapsamlı çalışmalardan birini yapan Mustafa Tatcı, Aşık Yunus’un Bursa’da yaşadığını kesin bir dille belirtir.” Birkaç belge ışığı altında, Bursa’da yaşayan ve 1439 senesinden sonra vefat eden bir Aşık Yunus’un yaşadığına kaniyiz.”

Bursalı Aşık Yunus

Tarihi Yunus Emre konusunda olduğu gibi Aşık Yunus hakkında da ona atfedilen şiirlerin dışında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Bilinenler ise Aşık Yunus’unda müntesibi olduğu Halveti kaynaklarından, konu ile ilgili araştırmacıların eserlerindeki malumat ve şiirlerinin yer aldığı divanlar ve cönklerdir.

Halveti Kaynaklarında Aşık Yunus

Bursalı Aşık Yunus’u ilim, kültür ve edebiyat alemine tanıtan “Yunus Emre’yi Ziyaret” başlıklı yazısıyla Rıza Tevfik oldu. Onun bu yazısıyla Aşık Yunus etrafında yazılar yazılmaya, tartışmalar yapılmaya başlandı. Dolayısıyla biz, Aşık Yunus’un daha geniş kitlelerce tanınmasını ona borçluyuz. Fakat bu durum, Aşık Yunus’un önceden bilinmediği/tanınmadığı anlamına gelmemektedir. Zira Aşık Yunus hakkında Halveti kaynaklarında kısmi de olsa bazı bilgilere rastlıyoruz. Bu yüzden Aşık Yunus’un tarihi kimliği hakkında malumat verirken bunlara değinmek gerekecektir.

Bunlardan ilki, Niyazi Mısri’nin Aşık Yunus’un kabrini keşfiyle ilgili Halveti kaynaklarındaki menkıbeleridir. Bütün bu malumatların dayanağı ve kaynağı ise, Niyazi Mısri’nin Aşık Yunus’un mezarını manevi bir işaretle keşfetme hadisesidir.

Resmi Kayıtlar

Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki muhasebe defterinin 370 sıra numarasında “Vakf-ı zaviye-i Yunus Emre der mahalle-i Kara Abdürrezzak der Bursa” kaydı ile 186/19 numaralı defterde bulunan “Bursa’da Yunus Emrem zaviyesi vakfı” şeklindeki kayıt bulunmaktadır.

Niyazi Mısri’nin Keşfi

Aşık Yunus’a ait bu türbe, 1661-1692 yılları arasında Rodos ve Limni sürgünlerinin ve Edirne ve İstanbul’da bulunduğu yılların dışında Bursa’da adına kurulmuş dergahta irşat görevinde bulunan, Halvetiyye’nin Ahmediye kolunun Mısrıyye şubesinin kurucusu ünlü sufi Niyazi Mısri’nin ( Malatya, 1617- Limni,1694) bir işareti üzerine yapılmıştır.

Anlatılanlara göre Niyazi Mısri, Emir Sultan’a giderken buradan her geçişinde başını Karamazak aralığına çevirerek “ Yunus’un kokusunu alıyorum” demiş. Bir Cuma günü dervişlerinin, bu kokunun nerden geldiğini göstermesini istemeleri üzerine Niyazi Mısri, Abdürrezzak mezarının alt tarafını işaret etmiş. Burayı kazdıklarında iki mezar daha bulmuşlar. Niyazi Mısri, “hâzâ Kabr-i Yunus ve hâzâ kabr-i Yunus Emrem” şeklinde işaret ederek kabirlerin kimlere ait olduğunu söylemiştir.

"Bursa'nın Yunus'u Aşık Yunus" Kitabından alıntı hazırlanmıştır./ Mustafa Özçelik

Bursa Kültür A.Ş Yayınları

 


Son Eklenen Yazılar

Ne Kadar İstanbullu'yuz?

Tarih Arşivinin değerli takipçileri, sosyal medya hesaplarımızı takip edenler bilirler paylaşımlarımıza “Hayırlı Sabahlar Türkiye’m” başlığıyla her gün bir şehrimiz...

3 Yıllık Tadilatta Gelinen Nokta: Emirsultan Camii Depreme Dayanamaz

Keşif artışının yüzde 150'yi bulması beklenen güçlendirme çalışması için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın talimatıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğünün 1 ay içerisinde yeni...

ÂH AYASOFYA

Allahü teâlâ "Levlâke levlak lema halaktül eflak" buyuruyor hadîs-i kudsîde. Her şey onun hürmetine yaratıldı. O olmasaydı hiçbir şey yokdu. Onun kıymetin...