Osmanlı İmparatorluğu’nun görkemli tarihinde, mutfak kültürü ile devlet yönetimi çoğu zaman iç içe geçmiştir. Bu bağın en somut ve en tatlı sembolü ise şüphesiz akide şekeridir. Bugün sadece bir ikramlık olarak gördüğümüz bu sert şekerleme, aslında Yeniçeri Ocağı ile Padişah arasındaki sarsılmaz bağın, yani bir akdin nişanesidir.
Kelime Anlamıyla Bağlılık: "Akit"
"Akide" kelimesi, köken olarak Arapça "akit" (sözleşme, bağlanma) sözcüğünden türetilmiştir. Bu isim tesadüf değildir; zira her ulufe töreninde saray avlusunda kurulan sofralar, sadece karın doyurmak için değil, devlete olan bağlılığı tazelemek için kurulurdu.
![]()
Ulufeden Akideye Uzanan Gelenek
Yeniçeri askerleri, üç ayda bir aldıkları maaş (ulufe) günü Topkapı Sarayı’na gelirlerdi. Padişahın ikram ettiği yemeği yiyen askerler, memnuniyetlerini ve sadakatlerini göstermek adına kendi aralarında topladıkları paralarla hazırlattıkları renkli şekerleri padişaha sunarlardı.
Bağlılık Nişanesi: Askerin padişaha şeker sunması, "Bizim aramızdaki akit bu şeker kadar tatlı ve serttir; sözümüzden dönmeyiz," mesajını taşırdı.
Devletin Güveni: Padişahın bu şekerleri kabul edip yemesi ise askerine olan güvenini ve aralarındaki sözleşmenin devam ettiğini simgelerdi.
![]()
Tarihin En Tatlı Sözleşmesi
Günümüzde bayramlarda ve özel günlerde ikram ettiğimiz akide şekeri, aslında yüzyıllar boyunca süregelen bir "sadakat sözleşmesi"nin mirasıdır. Tarçınlısından susamlısına, limonlusundan güllüsüne kadar her bir çeşidi, Osmanlı’nın o vakur duruşunu ve sözüne sadık askerlerinin "akit" disiplinini fısıldar.
Bir sonraki tadışınızda sadece şekerini değil, içinde barındırdığı bu derin bağlılık hikayesini de hatırlayın. Çünkü akide, sadece bir şekerleme değil; tarihin en tatlı mühürlenmiş sözüdür.
Yorumlar (0)