Zamana Yenilen Son İlmek: Kahramanmaraş’ta Semercilik Zanaatının Sessiz Vedası

11 Ocak 2026
3 dakika okuma
0 yorum
Zamana Yenilen Son İlmek: Kahramanmaraş’ta Semercilik Zanaatının Sessiz Vedası

Zamana Yenilen Son İlmek: Kahramanmaraş’ta Semercilik Zanaatının Sessiz Vedası

İnsanlık tarihinin kadim yolculuğunda, bozkırın tozuna karışan nal seslerine eşlik eden en sadık yardımcıydı semer. Mezopotamya’dan Anadolu’nun sarp dağlarına kadar, yükü omuzlayan dilsiz canların sırtındaki o ağır işçilik, sadece bir araç değil; bir devrin, bir ekonominin ve bir estetiğin sembolüydü. Ancak bugün Kahramanmaraş’ın dar sokaklarında, bu kadim zanaat son nefeslerini veriyor.

Yarım Asırlık Bir Sabır Hikayesi: Mahmut Gökpınar

Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde, çınar ve kayın ağacının kokusuna bulanmış bir ömür süren 60 yaşındaki semer ustası Mahmut Gökpınar, yok olmaya yüz tutmuş bir sanatın son muhafızlarından biri. Dile kolay; tam elli yıl, yani yarım asır boyunca telis bezini inek derisiyle buluşturmuş, ağaca şekil vererek can dostlarımızın yükünü hafifletmiş. Gökpınar’ın hikayesi, aslında Anadolu’nun sanayi devrimiyle imtihanının da özeti niteliğinde.

"Dün Otuz Ustayıdık, Bugün Bir Elin Parmakları Kadar Bile Değiliz"

Geçmişin canlı ticaret yollarında, kervanların vazgeçilmezi olan semercilik, bir zamanlar Kahramanmaraş’ta 25-30 ustanın çekiç sesleriyle yankılanan koca bir sektördü. Mahmut Usta, o günleri özlemle anarken modernleşmenin getirdiği sessizliği şu sözlerle özetliyor: "Makineleşmeyle birlikte hayvancılık azaldı; hayvancılık bitince semercilik de bitti." Teknoloji, tarladaki öküzün, dağdaki katırın yerini aldıkça; el emeği, göz nuru semerler de yerini paslı demir yığınlarına bıraktı.

Ahilik Geleneğinden Çıraksız Yarınlara

Semercilik, sadece bir üretim biçimi değil, usta-çırak ilişkisiyle yoğrulan bir edep okuluydu. Bugün ise bu zincirin halkaları kopmuş durumda. Mahmut Gökpınar, eğitim sistemindeki yapısal değişikliklerin zanaatkarlığı nasıl etkilediğine dair önemli bir yaraya parmak basıyor. Zorunlu eğitim sürecinin ardından gençlerin el sanatlarına yönelmediğini belirten usta, meslek liselerinin ve çıraklık sisteminin bu kültürel mirası kurtarmak için son kale olduğunu vurguluyor. Ona göre; okumakta zorlanan gençlerin bir sanat dalına yönlendirilmesi, sadece bir iş kapısı değil, bir tarihin yaşatılması demek.

Çınar, Kayın ve Alın Teri: Bir Semerin Doğuşu

Bir semerin yapımı, doğanın insana sunduğu en saf malzemelerin sabırla işlenmesiyle gerçekleşiyor. Yazın kavurucu sıcağında bir ila bir buçuk günde tamamlanan bir semer; telis bezi, sağlam inek derisi ve dayanıklılığıyla bilinen çınar ile kayın ağaçlarının kusursuz uyumundan doğuyor. Tamamen el emeğine dayanan bu süreç, fabrikasyon üretimin asla taklit edemeyeceği bir ruh taşıyor.

Tarihin Emaneti Yok Mu Olacak?

Bugün Kahramanmaraş’ta semercilik, bir meslek olmaktan çıkıp bir "kültürel bellek" meselesine dönüşmüş durumda. Eğer gerekli adımlar atılmazsa, Mahmut Gökpınar gibi son ustaların tezgahları sustuğunda, Anadolu’nun bu köklü mirası sadece müze raflarında ve sararmış fotoğraflarda yaşayacak. Tarih bize gösteriyor ki; bir zanaat biterse, o zanaatın dili, kültürü ve hikayesi de onunla birlikte toprağa gömülür.
Haberin videosu 

Yorumlar (0)

Yorum Yaz
0/1000 karakter
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!