Bilgelik Evi: Beytülhikme Çekirdeğini Abbasi halifesi Mansur döneminde Bağdat'taki sarayda bulunan kütüphaneden alan Be...
Bir Türkünün İçine Sığmayan Hasret
Tarih: 2026-01-13 / Görüntülenme: 298
“Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlayan o yanık türkü, yalnızca bir ezgi değil; bir ömrün, bir gençliğin ve içe gömülen bir hasretin ağıdıdır.
Çok eskiden, Malkara’nın köylerinden birinde Zeynep adında güzelliği kadar sessizliğiyle de bilinen bir kız yaşardı. Henüz on altı yaşına yeni basmıştı. Bir düğün günü, misafir olarak gelen Ali’nin gözü Zeynep’e takıldı. Beğeni kısa sürede talebe, talep de evliliğe dönüştü. Dünürcüler gitti, söz kesildi, düğün kuruldu. Zeynep, ardına bile bakamadan gelin oldu.
![]()
Ama bu gelinlik, sevinçten çok ayrılığı taşıyordu. Zeynep’in yeni yuvası, baba ocağına üç gün üç gece uzaklıktaydı. O yollar, yalnız mesafe değil; vuslata kapanmış kapılardı. Yedi yıl boyunca ne annesinin kokusunu duyabildi ne babasının elini öpebildi ne de kardeşlerinin sesini işitebildi.
Hasret, Zeynep’in içine çöreklenen sessiz bir sızıya dönüştü. Her gün biraz daha büyüdü. Köyün en yüksek tepesine çıkıp, ufka doğru bakar; gözleriyle sılaya yol çizerdi. İşte o tepelerde, kimseler duymadan kendi türküsünü yakmaya başladı. Her dizesi bir özlem, her hecesi bir gözyaşıydı.
Ne yazık ki kocası bu yangını görmedi. Zamanla sevgisi soğudu, merhameti eksildi. Zeynep, hem hasretle hem horlanmayla baş etmeye çalıştı. Dayanamadı… Bedeni de yüreği gibi çöktü, yatağa düştü.
Köyden gelip geçenler, “Anası babası gelsin, belki ferahlar” dediler. Başka çare kalmadığını anlayan kocası, günler süren bir yolculukla Zeynep’in köyüne vardı. Altı gün altı akşam sonra anne baba yola düştü. Yorgun, endişeli, umutla…
Ama vardıklarında, Zeynep’i yatakta, bir avuç can kalmış hâlde buldular. Dudakları hâlâ o türküyü mırıldanıyordu. Annesi dayanamadı, sesi titreyerek kızına eşlik etti. Köyün kadınları ağladı, ağıtlar birbirine karıştı. Ana yüreği bu manzaraya dayanamadı, fenalaştı.
Zeynep hasretini giderdi… Ama çok geç.
Bir daha doğrulamadı o yataktan. Türküsü kaldı geriye; dilden dile, yürekten yüreğe aktı:
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler,
Annesinin bir tanesini hor görmesinler,
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim.
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim.
Babamın bir atı olsa binse de gelse,
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse,
Kardeşlerim yolları bilse de gelse,
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim.
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim
Bugün o türkü hâlâ söyleniyorsa, belki de her dizesinde şu soru gizlidir: Bir kızın kaderi, bir yuvaya sığarken; hasreti neden koca dağlara, uzun yollara sığmaz sizce?
Son Eklenen Yazılar
Osmanlı başkentine Polonya'nın taksimi haberi ulaşmıştı, ama devlet, başkente henüz gelen yeni Polonya elçisini, Frantis...
Bundan 11 bin 500 yıl önce, insanoğlu henüz tarıma bile tam geçmemişken, Şanlıurfa’nın kavurucu güneşi altında devasa sü...
“Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlayan o yanık türkü, yalnızca bir ezgi değil; bir ömrün, bir gençliğin...
Kastamonu Valiliği, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne anlamlı bir imza atarak, şehrin hafızasını tazeleyen ve tarihe ı...
Kırşehir semalarını kaplayan kar bulutları dondurucu nefesini hissettirirken, şehrin mutfaklarından yükselen kavrulmuş u...
