At Arabasından UNESCO Listesine: Göbeklitepe Nasıl Keşfedildi?

13 Ocak 2026
3 dakika okuma
3 yorum
At Arabasından UNESCO Listesine: Göbeklitepe Nasıl Keşfedildi?

Bundan 11 bin 500 yıl önce, insanoğlu henüz tarıma bile tam geçmemişken, Şanlıurfa’nın kavurucu güneşi altında devasa sütunlar yükseliyordu. Ancak bu görkemli tapınak, binlerce yıl boyunca bir toz bulutunun altında sessizliğe gömüldü. Ta ki 1986 yılında, tarlasını süren Mahmut Yıldız ve ailesinin sabanına o "inatçı" taşlar takılana kadar.

Müze Bahçesinde Unutulan Hazine

Mahmut Yıldız ve amcası Şavak, tarlada buldukları iki garip taşı bir battaniyeye sarıp at arabasıyla tam 20 kilometre yol kat ederek müzeye götürdüler. Beklentileri büyüktü; belki bir teşekkür, belki küçük bir ödül... Ancak dönemin müze müdürü, bir arkeolog edasıyla değil, sıradan bir gözle taşlara bakıp: "Bunlar alt tarafı kireç taşı!" diyerek onları geri çevirdi.

Amca Şavak’ın inadı, belki de dünya tarihini kurtardı. "Ben bu taşları buraya kadar getirdim, bir daha geri taşımam; gerekirse yolda çöpe atarım!" diyerek taşları müzenin bahçesinde, güneşin altına bıraktı. Kimsenin yüzüne bakmadığı o taşlar, tam 6 yıl boyunca müze bahçesinde "atıl birer moloz" muamelesi gördü.

Bir Arkeoloğun Uykusuz Gecesi

Takvimler 1992’yi gösterdiğinde, Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt müze bahçesinde gezerken o "kireç taşlarını" gördü. Schmidt, o anı anlatırken "O gece heyecandan gözüme uyku girmedi" diyecekti. Bu taşlar sıradan değildi; bunlar, bilinen tüm tarih teorilerini altüst edecek olan "T" biçimli sütunların ilk işaretleriydi.

Prof. Dr. Schmidt, tatil için gittiği Almanya'da 20 Temmuz 2014 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu 61 yaşında hayatını kaybetti.

Balyozla Kırılmak İstenen Dünya Mirası

Schmidt köye geldiğinde, Mahmut Yıldız’ın babası İbrahim Bey, tarlanın ortasında sabana takılan büyük bir taştan şikayetçiydi. Hatta taşın ucunu kırmak için balyozla vurmuş, "Bu taş başımıza bela oldu!" diye hayıflanmıştı. Ancak Klaus Schmidt o kırık taşın etrafını kazmaya başladığında karşılaştığı "boğa kabartması", insanlık tarihinin sıfır noktasının kapılarını araladı.

Bugün Mahmut Yıldız, bir zamanlar "bela" olarak gördükleri o devasa tapınağın gönüllü rehberliğini yaptı bir süre. Yöresel kıyafetleriyle turistleri karşılarken, aslında insanlığın en eski mirasının hem koruyuculuğunu hem de şahitliğini sürdürdü.

Sizce, müze müdürü o gün taşları kabul etmeyip Mahmut Yıldız ve ailesini gerçekten geri gönderseydi ve o taşlar yol kenarına atılsaydı; bugün tarih kitaplarımızda "medeniyetin başlangıcı" hala Mezopotamya’nın tarım köyleri olarak mı kalacaktı, yoksa kader bir şekilde bizi yine o tepeye çıkarır mıydı?

Yorumlar (3)

Yorum Yaz
0/1000 karakter
H
Hasan 14 Ocak 2026 16:44

Hazret-i Âdem ve ona inananlar şehirlerde yaşarlardı. Okuma-yazma bilirlerdi. Demircilik, dokumacılık, çiftçilik, ekmek yapmak gibi san’atları vardı. Altın üzerine para dahi basılmış, maden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı.
Evrime inanan dinsizlerin uyduruklarını tekrar etmemek için çok dikkatli olmalıyız.

C
Cüneyt Gemicioğlu 14 Ocak 2026 12:16

Kendine pay çıkarma gayreti içinde olan birisi.

1963te arkeologlar Halet Çambel ve Robert Braidwood Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki kapsamlı yüzey taramasında Göbeklitepeyi buluyorlar.

Bu çapta işlenmiş taşların neolitik bir yerleşim değil Roma yapısı olduğunu düşünüp not alıp geçiyorlar. Schmidt bu notlar sayesinde orayı araştırıyor.

https://evrimagaci.org/blog/gobeklitepenin-gobegini-kim-kesti-13087

H
Hülya hülya 14 Ocak 2026 08:53

O müze müdürü umarım derhal işten alınmıştır. Bir şey olacaksa önüne hiç kimse geçemez o yüzden bahçeye istemese bile taşları bulan kişi oraya bırakacaktı ve onlar bulunması gerektiği için keşfedildi ama bize değil bir alman arkeologa nasip oldu