Gaziantep’in tarihi dokusunda yankılanan çekiç sesleri, bir geleneğin son nefeslerini temsil ediyor. Tarihi Gaziantep Kalesi’nin gölgesindeki 20 metrekarelik atölyesinde, 44 yıldır sedef kakma sanatına hayat veren Metin Gül, Osmanlı’dan miras kalan bu eşsiz zanaatı yaşatmak için adeta zamanla yarışıyor.
![]()
Saraylardan Günümüze Bir Miras: Sedef Kakma
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan sedef kakma sanatı, Türk-İslam estetiğinin en zarif dışavurumlarından biri olarak biliniyor. Fatih Sultan Mehmet ve II. Abdülhamid Han gibi Osmanlı padişahlarının bizzat icra ettiği veya himaye ettiği bu köklü süsleme sanatı, bugün Metin Gül’ün ellerinde can bulmaya devam ediyor. Selçuklu ve Osmanlı motiflerini ahşaba işleyen 57 yaşındaki Gül; sandıktan rahleye, mücevher kutularından orijinal Osmanlı tüfeği ve kılıç kabzalarına kadar geniş bir yelpazede üretim yaparak, tarihin estetik kodlarını günümüze taşıyor.
![]()
"Biz Son Nesiliz": Bir Zanaatın Sessiz Vedası
13 yaşında dayısı Mehmet Bıyık’ın yanında başladığı mesleğinde yarım asra yaklaşan usta, sanatının geleceği konusunda ise dertli. El emeği göz nuru ürünlerinin yerli ve yabancı turistlerden, hatta Avrupa’dan büyük ilgi görmesine rağmen, arkasından gelecek bir neslin olmaması sanatın geleceğini gölgeliyor. Metin Gül, geleneksel sanatın içindeki mevcut durumu şu sözlerle özetliyor: "Mesleği öğrenen ve yetişen eleman yok. Bizden sonra bu meslek ölecek. Bu durum bizi üzüyor ama elden gelen bir şey yok."
Tarihin Estetiği Sabırla İşleniyor
Mesleğin hem çizim hem de tel işleme safhalarında uzmanlaşan Gül, gün boyu sedef parçalarını ahşap üzerine açılan oymalara titizlikle yerleştiriyor. Gaziantep’in kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan bu sanatın yok olmaması için çabalayan usta, sadece bir eşya değil, aslında bir tarih bilinci üretiyor.
Yorumlar (0)