"Öl de köye dönme!" İbretlik bir hikaye

Ahmet Demirbaş

Tarih:2014-03-12 / Hit:3717

Savaş yılları... Bir tren, Bilecik İstasyonunda beklemektedir. Askerlerin hepsi sakin, belki bir daha geri dönmeyecekler. Ama hiçbiri tedirgin değil... Sene

1915... Sonbaharın serin yağışlı günlerinden biri... Savaş bütün

şiddetiyle cephelerde devam ediyor. Vatanın her tarafında barut ve kan

kokusu. Yiğitlerin biri ölüyor bini yetişiyor. İhtiyarı, genci

savaşıyor, didiniyor ve yurdumuza düşman çizmesi basmasın diye el açıp

Allah’a dua ediyor. Cepheye durmadan takviye kuvvetleri gidiyor...

İşte o kuvvetleri götürecek bir tren, Bilecik İstasyonunda beklemektedir.

Askerlerin hepsi sakin, belki bir daha geri dönmeyecekler. Ama hiçbiri

tedirgin değil. Çünkü şehid olma arzusu ve inancı gönüllerine huzur veriyor...

Sevkiyat subaylarından Abdülkadir Bey, vagonların arasında

sessiz, hareketsiz bir gölge görür. Merakla ve şüpheyle yaklaşır.

O anda çakan şimşeğin aydınlığında şunlara şahit olur: Ak saçlı, beli

bükülmüş, soluk benizli, başı beyaz yaşmaklı ihtiyar bir Türk anası,

çakılmış gibi orada duruyor. Yağmurdan sırılsıklam olmasına rağmen, huşû

içinde beklemektedir. Anadolu’nun cefakâr, vefa timsali ve sabırlı

anası ile Abdülkadir Bey arasında şu konuşma geçer:

- Valideciğim (anneciğim) yağmurun altında niye böyle bekliyorsun?

- Trende oğlum var. Onu selametlemeye (uğurlamaya) geldim.

- Oğlun kimdir, nerelisiniz?

- Söğüt’ün Akgünlü köyünden Mehmedoğlu Hüseyin.

- Onu görmek ister misin, çağırayım mı?

- Sana dua ederim. Ona bir çift sözüm var.

Hüseyin, kısa zamanda bulunup getirilir. Elini öpen oğlunu bağrına basan ana, ona son olarak şu nasihati yapar:

-Hüseyin’im,

yiğit oğlum benim!.. Dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, ağaların

Çanakkale’de şehit düştüler. Bak son yongam sensin. Eğer minarelerden

ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri sönecekse sütüm sana helal

olmasın! Öl de köye dönme. Yolun Şıpka’ya düşerse dayının ruhuna bir

Fatiha okumayı unutma. Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin.

Hüseyin, anacığının elini öptü; ancak bunun son öpüşü olduğunu nereden bilebilirdi ki!..

Yaşlı gözlerle oğluna bakan bu ana, son evladını da dualarla bu şekilde cepheye uğurladı...

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Cihan Padişahını Titreten Mektup

Devlet adamlarının istişare edebilecekleri âlimlerin olması ve onların da hiç çekinmeden doğruları söylemeleri ne büyük bir nimettir... İmam-ı Rabbani hazretleri bu...

Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut

Osmanlı padişahları bazen tebdil-i kıyafetle yani kılık değiştirerek halkın arasında dolaşırlardı. İkinci Mahmud Han da bir gün böyle tebdil-i kıyafetle Saray'dan a...

Fatih Sultan Mehmet'i Talebeliğe Kabul Etmeyen Hocası

İstanbul’un manevî fatihi kabul edilen Akşemseddîn hazretleri, büyük âlim, üstâd, hekim ve velî bir zattır. Evliyânın büyüklerinden Şihâbüddîn-i Sühreverdî hazretle...
Tüm Yazıları