Osmanlı hat sanatında sülüs ve nesih yazılarının zirvesi kabul edilen Mehmed Şevki Efendi (1829-1887), Mushaf yazımında...
Osmanlı Sarayları Bir Okul Gibiydi
Tarih: 2016-01-13 / Görüntülenme: 7735
Tarih boyunca Osmanlı sarayları, İslâm ahlâkının menbâı, kaynağı olmuştur. Saraylarda terbiye gören insanlardan İstanbul halkına, oradan da Anadolu’ya ve diğer Osmanlı memleketlerine; sonra da bütün dünyaya İslam ahlâkı yayılıyordu...
Bir zamanlar Beylerbeyi'nde büyük bir zâhireci ve karşısında da küçük bir arpa dükkânı varmış. Zâhireciye gelenler hayvanlarına arpayı da aynı yerden alıp çıkarlarmış. O zâhireci bakarmış karşıdaki arpacıdan alışveriş eden yok. Kendisininki yarı olmuş. O da çoluk çocuğuna ekmek götürecek diye kendi arpa çuvalını örtüp kaldırın dermiş. Gelen müşteriler arpa da isteyince, “Arpamız kalmadı, onu da karşı dükkândan alın” dermiş. İşte dîn kardeşliği budur...
Uzun yıllar Türk ordusunda subaylık yapmış, hürmet ve saygı duyduğumuz bir gönül dostumuz, bir gün şu iki hatırasını anlatmışlardı:
“Albay idim. Beşiktaş’ta, Yıldız'daki Hamidiye Câmii'ni ziyarete gittim. İhtiyar bir imam efendi beni gezdirdi. Câmi-i şerifte, Cennetmekân Sultan Abdulhamid Hân'a hediye edilmiş Kâbe örtüsünü ve levhaları gösterdi. Sonra yukarıya çıktık. Hünkârın namaz kıldığı yeri gösterdi. Daha sonra bir odaya ve (affedersiniz) abdesthaneye girdik. Abdesthane taşının üstünde iki tane nalin/takunya vardı. 'Bu nalinleri Sultan Hamid Cennetmekân giyer idi' dedi. Sultan Abdülhamid’in mübarek ismini işitince gözlerim sulandı. Halife-i müslimînin mübarek ayaklarının temas ettiği o nalinlere eğildim. Yüzümü, yanaklarımı sürdüm, öptüm. Gözlerimin yaşı nalinlere damladı..."
***
"Bundan on sene evvel Beylerbeyi'nde oturuyordum. Birkaç sene oturduk. O arada Beylerbeyi Sarayının bekçilerinden birisi ile ahbap olduk. Yaşlı bir adamdı. Bir gün dedi ki: Sultan Hamid Cennetmekân, Beylerbeyi Sarayında iken polisler nöbet tutuyorlardı. Polisin birinin o gece çocuğu dünyaya gelecekmiş. Tesadüf, o gece de nöbetçi. Birkaç çocuğu var. Ailesi kalabalık. İttihatçılar zamanında her şey pahalı, polis yarına ne olacağını bilemiyor. Parası yok. Düşünüyor, taşınıyor, en son diyor ki: Böyle sıkıntı, felaket içerisinde yaşamaktansa, yarın sabah nöbeti teslim ettikten sonra, rıhtımdan kendimi denize atıp, bu sıkıntılı hayattan kurtulayım!.. Tam nöbeti teslim etmeye birkaç dakika kala yukarıdan pencere açılıyor. Sultan Hamid Cennetmekân sarkmış ve polise; 'Evlat, evlat, al şu torbayı' diye yukarıdan bir kese altın atıyor. 'Bunu al, çoluk-çocuğuna sarf edersin. İntihar çok büyük günâhtır' diyor ve çekiliyor. Polis ağlaya ağlaya bunu bana anlattı ve Sultan Hamid'in Allahın evliya kullarından olduğunu söyledi...”
BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
-
belli okul gibiymiş.Topluma fayda sağlamayan bir okul.Nereye ne faydasıo olmuış?
önder beytekin
27.02.2017 00:00
YORUM YAZ
Son Eklenen Yazılar
1920’li yıllarda Yunan ordusunun ilerleyişini durdurmak için kazılan ve o dönem bir insan boyundan daha derin olan taş s...
Orduyu Bölen Büyük Rekabet: Mektepli mi, Alaylı mı? Teorinin efendileri ile pratiğin ustaları karşı karşıya! Osmanlı’nı...
İstanbul’un tarihî surlarının gölgesinde, Topkapı’nın kalbinde yer alan ve XVI. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en asil nişan...
Maziden Atiye Ahlat: Gençler Tarihin İzinde Geleceğe Yürüyor Ankara ve Diyarbakır’dan gelen öğrenciler, medeniyetimizin...
Gaziantep’in dar sokaklarında, tarihin en şanlı direnişlerinden biri olan Antep Savunması’nın izleri hâlâ ilk günkü gibi...
