Hazret-i Ca’fer ve beraberindeki Müslümanlar, birkaç sene kaldıktan sonra Habeşistan’dan Medîne’ye gelirler. Böylece iki defa hicret etmiş olurlar. Dönüşleri hicretin yedinci yılında, Hudeybiye’den sonra ve Peygamber Efendimiz Hayber’de bulundukları sırada olur. Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ca’fer ile karşılaşınca, onu alnından öpüp bağrına basar ve buyururlar ki: - Ben Hayber’in fethine mi, yoksa Ca’fer’in gelişine mi sevineceğim bilemiyorum. Sizin hicretiniz iki defadır. Siz, hem Habeş ülkesine, hem de yurduma hicret ettiniz.
FAKİRLER BABASI
Hazret-i Ca’fer Resûlullah aleyhisselâma ve din kardeşlerine kavuşur ama içinde hep bir burukluk taşır. Zira Habeşistan’da bulunduğu sırada hep Kâinatın Efendisi’nin ve Şanlı Eshâb-ı kirâmın çektiği sıkıntıları düşünür. Boğazından lokma geçmez. Sevgisine sığdıramaz. Döndüğünde bir savaş çıksa der. Çekemediği acıların karşılığını ödemek ister. Heybesine yiyecek doldurur ve sık sık Medine’nin köylerine gider. Nerede garip, fakir varsa karınlarını doyurur. Bir nebze olsun içindeki burukluğa merhem eder bu hizmetini. Zira Peygamber Efendimiz, O’nu (fakîrlerin babası) diye künyelendirmiştir.
70’TEN FAZLA YARA
Habeşistan’dan döndükten iki yıl sonra Mûte seferi kararlaştırılır. Birkaç gün sonra geniş olarak yazacağımız gibi akıllara durgunluk verecek bir savaştır bu. Zira Rum ordusu 100 bin, mücahidlerin sayısı ise 3 bin kadardır. Bir mümine 33 düşman askeri düşmektedir. Şanlı Peygamber’in emriyle ilk komutan Zeyd bin Hârise’dir. O’nun şehit olması durumunda Ca’fer bin Ebû Tâlib emir olacaktır. Ve öyle de olur. Hazret-i Zeyd’in şehit olmasıyla sancağı alan Hazret-i Ca’fer gözünü budaktan sakınmaz. İşte sevgisinin hakkını vereceği gündür. Sırılsıklam âşık olduğu Resûlullah’ın emrini yerine getirmek için küffarın arasına korkusuzca dalar.
Öyle vuruşur ki iki kolu kesilmesine rağmen sancağı pazılarının arasında tutar ve yere düşürmez. Şehit olduğunda mübârek vücudunda yetmişten fazla mızrak, kılıç ve ok yarası görülür ve hepsi de vücudunun ön kısmındadır. Henüz 41 yaşındadır.
CA’FER’İN ÇOCUKLARI NEREDE
Cafer-i Tayyar’ın hanımı Hazret-i Esmâ binti Umeys zevci şehid olduğu gün evinde ekmek yapmaktadır. Hamuru yoğurduktan sonra, çocuklarını yıkar, temizler, güzel kokular sürer. Aniden Resûlullah aleyhisselâm teşrif ederler ve buyururlar: - Ey Esmâ! Ca’fer’in çocukları nerede? Onları bana getir! Çocuklarını getirir şehid eşi Esmâ. Allah’ın Resûlü hüzünle onları sever, okşar ve mübârek gözlerinden yaş akar. Hazret-i Esmâ endişe ile sorar; - Ey Allah’ın Resûlü! Niçin ağlıyorsunuz? Yoksa Cafer ve arkadaşlarından size bir haber mi geldi? Peygamber Efendimiz, - Evet, onlar bugün şehit oldular, buyururlar. Bunu duyunca Hazret-i Esmâ ağlamaya başlar. Peygamberimiz, ağzından uygun olmayan bir söz çıkmamasını tembih edip, kerîmesi Hazret-i Fâtıma’nın yanına varırlar. O sırada annemiz de ağlamaktadır... Peygamberimiz Hazret-i Ca’fer’in âilesi için yemek yapılmasını emreder. Üç gün ev halkına yemek yedirilir ve bu sünnet olur.
HÜZÜN DOLU ANLAR
Peygamber Efendimizin üzüntüsü devam ederken, Cebrâil aleyhisselâmın gelerek, Hazret-i Ca’fer’in kesilen iki eli yerine Allahü teâlâ tarafından yâkuttan iki kanat ihsân olunduğunu, o kanatlarla Cennette uçmakta olduğunu haber vermesi üzerine Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ca’fer’in ailesine; - Ey iki kanatlı mesûd kimsenin çocukları, diyerek bu durumu müjdeler. Öyle ya yıllar yıllar önce kardeşi hazret-i Ali’nin yanında namaz durduğunda Resûller Resûlü O’na öyle dua etmemiş midir: - Hak teâlâ, sana iki kanat versin. Cennette onlar ile uçarsın. Bunun için, Hazret-i Ca’fer, Tayyâr=Uçan ismiyle tanınmıştır.
Ömer Çetin Engin - Türkiye Gazetesi
Yorumlar (0)