Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvesi, 46 yıllık saltanatıyla sarsılmaz bir otorite ve Avrupa’nın hayranlıkla andığı "Muhteşem" bir dönem... Kanunî Sultan Süleyman, sadece orduları yöneten bir kumandan değil, aynı zamanda Muhibbî mahlasıyla ruhunu dizelere döken zarif bir şairdi. Ancak onun muhteşemliği, sadece fethettiği topraklarda değil, bir karıncanın hakkını gözeten adalet anlayışında gizliydi.
Topkapı Sarayı’nda Bir Vicdan Muhasebesi
Günün birinde, Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki meyve ağaçlarını karıncalar istila eder. Ağaçların kurumasından endişe eden Padişah, meseleyi dönemin büyük alimi Zenbilli Ali Efendi’ye danışmaya karar verir. Fakat bu bir devlet meselesi değil, bir vicdan muhasebesidir. Kanunî, sualini şair ruhuna yakışır bir zarafetle, şu beyitle sorar:
"Dırahta ger zarar etse karınca,
Günah mıdır acep ânı kırınca?"
(Eğer karınca ağaca zarar veriyorsa, onu yok etmek günah mıdır?)
Adaletin Terazisinde Bir Karıncanın Hakkı
Cihan padişahı, "karıncanın icabına bakılsın" diyebilecekken, hukukun ve yaratılana şefkatin sınırlarını zorlar. Zenbilli Ali Efendi’nin cevabı ise yüzyıllar boyu adaletin manifestosu olacak kadar keskindir. Padişahın sorusuna yine aynı zarafetle, kağıdın altına şu tarihi notu düşer:
"Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman'dan hakkın alır karınca."
Gücün Zirvesinde Bile Hesap Veren Bir Adalet
Bu cevap, gücün en doruğunda bile olsanız, yaratılan her canlının bir hesabı olduğunu hatırlatan sarsıcı bir derstir. Bir imparatorluğu yöneten Süleyman olsanız dahi, adaletin terazisi bir karıncanın hakkını sizden soracak kadar hassastır.
Yorumlar (0)