Anadolu Selçuklu mimarisinin zirve noktalarından biri olan ve dünyanın ilk gökbilim medreseleri arasında gösterilen Cacabey Medresesi, restorasyon sonrası bitmek bilmeyen su sızıntılarıyla boğuşuyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu eşsiz yapıdaki "kovalı önlem" manzaraları, tarih dostlarını ayağa kaldırdı.
![]()
Gökbilimin Merkezinde "Yerel" Çözümler
1271 yılında Kırşehir Emiri Nurettin Cibril bin Cacabey tarafından bir rasathane (gözlemevi) olarak inşa edilen medrese, bugünlerde astronomik keşiflerle değil, tavanından sızan kar sularıyla gündemde. Şehirde etkili olan kısa süreli kar yağışının ardından, tarihi yapının tavanından su damlamaya başladı. Cami görevlileri, suyun zemine ve halılara yayılmasını engellemek için çareyi sızıntı noktalarının altına plastik kovalar koymakta buldu.
![]()
"Tadilat Yapıldı Ama Çile Bitmedi"
Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yakın zamanda kapsamlı bir restorasyondan geçirilen medresede, her yağış sonrası benzer manzaraların yaşanması akıllarda soru işareti bırakıyor. Duruma tepki gösteren vatandaşlardan Esma Şimşek, yapının sadece bir ibadet alanı değil, dünya çapında bir kültür mirası olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: "Burası yeniden tadilattan geçti. Ancak hala üzerimize su damlıyor. Hem ibadet edenlere saygı hem de bu devasa tarihe hürmet adına kalıcı bir çözüm bulunmalı."
![]()
Bir Devrin Mühendislik Harikasıydı
Cacabey Medresesi, sadece bir taş yapı değil; dış köşelerindeki roket formundaki sütunları, iç mekanındaki gözlem kuyusu ve eşsiz taş işçiliğiyle Selçuklu mühendisliğinin en somut örneğidir. Modern çağın imkanlarıyla yapılan restorasyonun, 13. yüzyılın mimari dehasını korumaya yetmemesi ise kamuoyunda büyük bir üzüntüyle karşılanıyor.
Tarihçiler ve vatandaşlar şimdi tek bir soru soruyor: Dünyanın ilk gökbilim merkezlerinden biri olan bu kadim yapı, daha ne kadar plastik kovalara emanet edilecek?
Yorumlar (1)
Kırşehir’de okumuş ve görmüş biri olarak Cacabey Medresesi ile ilgili bu haberi üzülerek okudum. 13. yüzyılda astronomi ve bilim merkezi olarak inşa edilen, Selçuklu aklının ve mühendisliğinin zirve örneklerinden biri olan bu yapının, 21. yüzyılda hâlâ kovalarla su tutmaya çalışılması kabul edilebilir değil.
Restorasyon, yalnızca duvarları onarmak değil; yapının özgün mimarisini, işlevini ve yaşama devam etme kapasitesini korumaktır. Yağmur sonrası hâlâ su alan bir yapı, restorasyonun kağıt üzerinde tamamlandığını ama sahada eksik kaldığını gösterir. Bu durum, hem bilim mirasına hem de Kırşehir’in tarihsel kimliğine yakışmıyor.
Cacabey Medresesi geçici çözümlerle değil, bilimsel, kalıcı ve denetlenebilir bir koruma anlayışıyla ele alınmalıdır. Aksi hâlde 13. yüzyılın dehasını, 21. yüzyılın ihmallerine mahkûm etmiş oluruz.