Edirne’nin o görkemli tarihini hepimiz biliyoruz ama bazen bu tarihin sessiz tanıkları olan yapılar, gözümüzün önünde eriyip gidiyor. Bugün biraz dertleşelim istedim; konumuz, 1886-1888 yılları arasında inşa edilen ve Balkan Savaşları’nda Edirne savunmasının kalbi olan o meşhur tabyalar.
Maalesef tablo pek iç açıcı değil. Bir zamanlar topların gürlediği, cephaneliklerin dolup taştığı o stratejik savunma hatları, şimdilerde bakımsızlık ve ilgisizlik yüzünden yok olma eşiğinde. Özellikle Arnavutköy Tabyası ve çevresindekiler, resmen zamana ve bakımsızlığa karşı bir yaşam mücadelesi veriyor.
Sadece İki Tabya Kurtarıldı
Bölgede aslında tam 35 tane tabya var. Düşünsenize, devasa bir savunma ağından bahsediyoruz! Ancak bugüne kadar sadece iki tanesi hak ettiği değeri görüp restore edilebildi: Hıdırlık Tabyası ve Şükrü Paşa’nın bulunduğu Kıyık Tabyası.
Bu ikisi pırıl pırıl müzeler olarak her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Peki ya geri kalan 33 tabya? İşte asıl üzücü kısım burada başlıyor. Onlar kendi kaderine, hatta bazen bakımsızlığın ve hor kullanımın insafına terk edilmiş durumda.
"Tarihin Acı Sayfalarını Korumalıyız"
Sanat tarihçisi Prof. Dr. Engin Beksaç hoca da durumun vahametini şu sözlerle özetliyor: "Burası Edirne tarihinin en acı sayfalarına tanıklık etti. Evet, belki acı hatıralar ama bu yapılar bize ders çıkarmamız için lazım." Gerçekten de öyle değil mi? Orada binlerce şehidimiz oldu, büyük kayıplar ve kahramanlıklar yaşandı.
![]()
Hocanın da dediği gibi, bu yapılar sadece taş yığını değil, yaşayan birer tarihi belge. Uygunsuz kullanımların mekanı haline gelmesi yerine; planlı bir şekilde onarılıp birer "ibret vesikası" olarak korunmaları gerekiyor. Siz ne dersiniz? Tarihimize sahip çıkmak için sadece en popüler olanları değil, bu sessiz kalmış kahramanları da ayağa kaldırmamız gerekmiyor mu?
![]()
Yorumlar (0)