Enderun'da Liyakat Sistemi: Osmanlı'da Devlet Görevlerine Yükselmenin Şartları

09 Ağustos 2026
3 dakika okuma
0 yorum
Enderun'da Liyakat Sistemi: Osmanlı'da Devlet Görevlerine Yükselmenin Şartları

Enderun'da Liyakat

Enderun Mektebi'nin liyakat/ehliyet sistemi, devlet hiyerarşisinin temelini oluşturan özenle derecelendirilmiş liyakat teşkilatının bir kopyasıydı ve okulun kuruluşundan itibaren kadim köle yönetim sisteminin tamamen ortadan kalktığı zamanlara kadar geçerliliğini korumuştur. Bir odadan diğerine terfiler, talebe zabitliklerine tayinler ve daha sonra askerî ve idarî makamlara atamalar, hepsi katı bir liyakat sistemine dayanıyordu. Elçi Busbecq, bu sistemin hükümetteki işleyişinin saray eğitim sistemindeki uygulamayla paralel olduğunu şöyle dile getirir:

Elçi Busbecq'in Liyakat Sistemi Hakkındaki Görüşleri

Türkler arasında soya dayalı hiçbir imtiyaz yapılmaz. Bir kimseye gösterilecek hürmet, onun devlet hizmetinde sahip olduğu makamla ölçülür. Öncelik için mücadele edilmez. Bir adamın statüsü, yerine getirdiği görevlerle belirlenir. Sultan, tayin ve terfilerde ne servet ne de asalete dair iddialara itibar eder. Şöhret yahut tavsiye mektuplarını da dikkate almaz. Her hadiseyi kendi içinde değerlendirir.

Terfi edecek şahsın ahlâkını, liyakatini ve mizacını bizzat araştırır. Devlet hizmetinde yükseliş, bütünüyle liyakate bağlıdır. Bu sistem, görevlerin ehliyet sahibi kimselere tevdi edilmesini teminat altına alır. Türkiye'de her fert hem soyunu hem de toplumsal konumunu kendi elinde taşır; dilerse yükseltir, dilerse zayi eder. En yüksek makamlara tayin edilen kimseler, ekseriyetle çobanların yahut sürü sahiplerinin oğullarıdır ve bu durumdan utanmak bir yana, bilakis bununla iftihar ederler.

Soya dayalı bir ayrıcalığa hiçbir şey borçlu olmadıklarını gururla beyan ederler. Zira onlar, yüksek faziletlerin ne tabiî ne de irsî olduğuna inanırlar; bu vasıfların babadan oğula geçemeyeceğini, bunun yerine bir kısmının ilâhî bir lütuf, diğer kısmının ise iyi bir terbiye, büyük bir gayret ve yorulmak bilmeyen bir azmin neticesi olduğunu savunurlar.

Müzik veya matematik kabiliyeti nasıl evlâda miras kalmazsa, yüksek karakter ve meziyetlerin de kalmayacağını ileri sürerler. Aklın kaynağı babadan gelmez; dolayısıyla evlâdın huy ve ahlâk bakımından babasına benzemesi gerekmez; bilakis akıl semavî menşelidir ve insanoğlunun bedenine oradan nüfuz eder.

Bu sebepledir ki, Türkler nezdinde şerefler, yüksek makamlar ve kadılıklar, büyük bir liyakat ve sadık hizmetin karşılığı olarak tevcih edilir. Eğer bir kimse dürüst değilse, tembelse yahut işine özen göstermiyorsa, o kişi toplumda en alt kademede kalır ve hor görülür; zira Türkiye'de böylesi vasıflara hiçbir surette paye verilmez!

Kaynak: Miller, Barnette. Fatih’in Enderun Mektebi. Çev. Mustafa Gündüz. İstanbul: Ketebe Yayınları, 2026, s. 160.

https://www.ketebe.com/fatihin-enderun-mektebi-barnette-miller

Yorumlar (0)

Yorum Yaz
0/1000 karakter
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!