Kayseri’de Manevi Miras İçin Anlamlı Çalışma: Tennuri Hazretlerinin Puşide ve Destarları Yenilendi

11 Eylül 2026
9 dakika okuma
0 yorum
Kayseri’de Manevi Miras İçin Anlamlı Çalışma: Tennuri Hazretlerinin Puşide ve Destarları Yenilendi

Kayseri'nin manevi ve kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olan Şeyh İbrahim Tennuri Hazretleri ile oğulları Şeyh Lütfullah Tennuri ve Şeyh Ali Sultan Hazretlerinin sandukalarına ait puşide, destar ve şallar yenilendi.

Geleneksel usul ve estetik hassasiyetler gözetilerek gerçekleştirilen çalışmada, hat, ebru ve murakka sanatları bir araya getirildi. Çalışma, Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa'nın öncülüğünde, Hattat Mahmut Şahin'in organizasyonu ile hayata geçirildi.

Kayseri'nin ilim, irfan ve tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip olan Tennuri Hazretlerinin türbesinde gerçekleştirilen çalışma ile köklü manevi mirasa vefa gösterilmesi, sanduka geleneğine ait unsurların tarihi ve manevi hüviyetine uygun biçimde yaşatılması ve geleneksel Türk İslam sanatlarının bu miras etrafında gelecek kuşaklara aktarılması amaçlandı.

Çalışma kapsamında üç sandukanın destarları Prof. Dr. Ebubekir İnan ve eşi Sevil İnan tarafından yeniden hazırlandı. Puşide örtüleri ve şallar ise Ümran Berçin tarafından yenilenerek tamamlandı. Puşidelerde Kelime-i Tevhid nakışlarına yer verilerek sanduka örtüsü geleneğinin manevi ve estetik bütünlüğünün korunmasına özen gösterildi.

Hazırlıkları tamamlanan puşide ve destarlar, Şeyh Camii'ndeki türbede düzenlenen törenle sandukalara serildi. Kur'an-ı Kerim tilaveti ve dualarla gerçekleştirilen törene, Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ercan Karaköse, Adıyaman Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Tuğluk, Prof. Dr. Ebubekir İnan ve Şeyh Camii İmam Hatibi Doğan Şahin katıldı.

Çalışma hakkında bilgi veren Kayseri Üniversitesi Mühendislik Temel Bilimleri Bölümü'nden Prof. Dr. Ebubekir İnan, Şeyh İbrahim Tennuri Hazretleri'nin Kayseri'de meftun bulunan önemli manevi şahsiyetlerden biri olduğunu belirtti.

İbrahim Tennuri Hazretleri'nin yanında oğulları Şeyh Lütfullah Tennuri Hazretleri ve Şeyh Ali Sultan Hazretlerinin de meftun bulunduğunu ifade eden İnan, rektör hocayla yaptıkları ziyaretlerde sanduka örtülerinin eskidiğini, destarların dağıldığını ve destar şallarının bulunmadığını fark ettiklerini söyledi.

Gelenekte ve inançta evliyaların ve büyük zatların Peygamberlerin, Peygamberimizin varisleri olarak görüldüğünü ifade eden İnan, bu anlayıştan hareketle türbedeki sandukaların örtülerinin yenilendiğini belirtti. İnan, destarların ve sarıkların temizlenerek yeniden sarıldığını, düzenlendiğini ve şalların da tamamlandığını kaydetti.

İbrahim Tennuri Hazretleri Kimdir

Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi İbrahim bin Hüseyin Sarraf'tır. Tennurî diye meşhur olmuştur. Sivaslı olduğu bilinen İbrahim Tennurî hazretlerinin doğum tarihi bilinmemektedir. 887 (m. 1482) senesinde Kayseri'de vefat etti. Kabri Kayseri'dedir.

Kayseri'deki Şeyh İbrahim Tennurî Camii. Konya'da Molla Sarı Ya'kub'dan ilim tahsil etti. Sonra onunla birlikte Kayseri'ye gitti. Hunat Hatun Medresesi'nde, Molla Sarı Ya'kub'un vefatından sonra müderris oldu. Kendisi Şafiî mezhebindeydi. Bu medresenin vakfiyesinde, gerek müderrisin ve gerekse talebelerin Hanefî mezhebinde olmaları şart koşulduğundan, bu medresenin müderrisliğinden ayrıldı. “Efendim! Hanefî mezhebine geçseniz de müderrisliği bırakmasanız!” diyenlere; “Bir müderrislik için mezhep değiştirilmez.” cevabını vermiştir. Kendi hâlinde bir kenara çekilip ibadetle meşgul oldu. Zaman geçtikçe, Allah sevgisi ile içi yanar oldu. Kur'an-ı Kerim güzel bir sesle okunurken dinlese; ağlamaya başlar, içinden bir ah eder ve bayılırdı. İlahî cezbenin tesiri ile tasavvufa yönelme isteği fazlalaştı. Erdebil sûfîlerine ulaşmayı çok arzu etti. Bu sırada Akşemseddin hazretlerinin ismini ve methini duydu. Ona talebe olup hizmetinde bulunmaya karar verdi. Akşemseddin hazretleri Beypazarı'nda bulunuyordu. Beypazarı'na gitti. Şeyh'in Göynük'e gittiğini öğrenince o da Göynük'e gitti ve hizmetine talip oldu.

Akşemseddin hazretleri, orada insanlara vaaz ve nasihat ediyor ve onların dertlerine derman oluyordu. İbrahim Tennurî, bundan sonrasını şöyle anlattı: “Onun sohbet meclisinde, bir köşede oturup dinledim. Mecliste bulunanların her biri, bedenî bir hastalığıyla ilgili sual sorup sualine uygun bir cevap alıp gidiyordu. Herkes gitti. Akşemseddin hazretleriyle baş başa kalınca; “Ruhî hastalıklardan hiç soran yok, herkes bedenî hastalıklardan soruyor.” buyurdu. Kalkıp onun önüne diz çöktüm. Akşemseddin hazretleri bana; “Sana kim derler, nerelisin ve adın nedir?” diye sorunca ben de Kayseri'de müderris olduğumu bildirdim ve; “İçime bir ateş düştü, gizli derdime bir derman ümidiyle geldim.” dedim. Bunun üzerine Akşemseddin hazretleri; “Bize ne hediye getirdin?” buyurunca utandım ve terledim. “Çok fakir olduğum için bir şey getiremedim.” dedim. Bunun üzerine; “Benim hediye dediğim dünya malı değildir. Allahü Teâlâdan sana ulaşan hâller nelerdir?” buyurunca; “Kara bir yüzle size geldim.” dedim.

Bu hâlden sonra bana halvette kalmamı emretti. Olgunluk ve üstünlük sofrasındaki nimetlerle gönlümü doyurdu. O gece ibadet edip uyudum. Rüyamda dörtyüz hâl gördüm. Sabah olunca bu dörtyüz hâli birer birer hatırladım. Hâlbuki daha önceki zamanlarda, namaza durduğum zaman hangi sureyi okuyacağımı unuturdum. “Bu hâl (gelişme ve huzur), Şeyh Akşemseddin hazretlerinin bereketindendir.” diye inandım. Diğer talebeleriyle birlikte geceleri ibadet ederek geçiriyorduk. Diğer talebeler halvette; yemekten, içmekten ve uyumaktan kendilerini alıkoyuyorlardı. Bana ise her gece çeşitli yemekler, ekmek ve bir miktar su gönderiyordu. Manevî sofradan doyurduğu gibi, zahir hâlde bile doyuruyordu. Uzun müddetten sonra bu derece riyazet çekenler (aç, susuz ve uykusuz) duranlar arasında, kendimde insanın hayvanlık yanının ağır bastığını anlayıp bu derece yeme ve içme, bu makama yakışmaz diye düşündüm. O gece yemek yemedim ve ibadetle meşgul oldum. Önceki gecelerde bulunan hâller bu gece görülmedi. Bu durum Akşemseddin hazretlerine malum olunca bana; “Kendi başına iş yapmak dervişin işi değildir. Bu çeşit hareketler, dervişe uygun değildir. Şeytanın vesvesesiyle hareket ettin. Hocan ve terbiye edicin olan kişi, senin ahvalini senden daha iyi bilir iken, onun muradına muhalif olmak uygun değildir.” buyurdu. Halvete girdiğim 87. gece, Berat gecesinde, içimden biberli bir pilav yemek geçti. Akşam olunca Akşemseddin hazretleri beni davet etti ve istediğim pilavdan bir tabak ikram edip; “Beni yanında yok farz et ve benden utanma, istediğin gibi ye.” dedi. Ben de emre uyarak, bir tabak pilavı yedikten sonra Şeyh hazretlerinin emriyle halvetten çıktım.”

İbrahim Tennurî'nin ders verdiği Kayseri'deki Hunat Hatun Medresesi. Kayseri'deki Şeyh İbrahim Tennurî Camii'nin yandan görünüşü. İbrahim Tennurî hazretleri, kendine yeni gelen talebeyi, Allahü Teâlânın rızasına kavuşuncaya kadar gündüzleri çalıştırır, geceyi ise ibadet etmek suretiyle ihya ettirirdi. Birçok mücahededen ve riyazetten sonra tasavvufî hâller zuhur etmeye başlayınca halvet emrederdi.

İbrahim Tennurî hazretlerinin türbesinin kitabesi. Rivayet olunur ki: Akşemseddin hazretleri hayatta iken, İbrahim Tennurî Kayseri'de talebe yetiştirmekle meşgul olduğu zamanda, “Kabz” (tasavvuftaki sıkıntılı olma) hâli vaki oldu. Onu gidermek için çalıştı. Fakat gideremeyince Şeyh Akşemseddin'le görüşmek üzere yola çıktı. Yolda giderken bir gece rüyasında Akşemseddin hazretleri ona emredip; “Sıcak bir tandır üzerine oturup terlemen gerekir.” dedi. Ertesi gün İbrahim Tennurî, sıcak bir tandır üzerine oturup tepeden tırnağa terledikten sonra kabz hâli, “Bast” (tasavvuftaki rahatlama ve sevinçli olma) hâline döndü ve sıkıntıdan kurtuldu. Akşemseddin hazretleriyle karşılaşınca rüyasını anlattı. Şeyh Akşemseddin bunu hoş karşılayıp kabz hâli olunca böyle yapmasını tavsiye etti. Bundan sonra İbrahim Tennurî, yetiştirdiği talebeler kabz hâline girdiklerinde, sıcak tandır üzerine oturtur, çok su içirmekle onu iyice terletirdi. Bu usulle bast hâline döndürüp irşat ederdi. Bu yüzden Tennurî diye meşhur oldu.

Rivayet olunur ki: İbrahim Tennurî çoğu zaman tasavvufta istiğrak (kendinden geçme) hâline girer ve kendi evladını bilmez; “Bu kimdir?” diye sorardı. İbrahim Tennurî'nin Gülşen-i Niyaz adlı eserinin ünvan sayfası. Eser Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Kısmı No: 3791'de kayıtlıdır. İbrahim Tennurî'nin Camiinin Çeşmesi. İbrahim Tennurî hazretleri ilahiler de söylemiştir.

KAHRIN DA HOŞ LÜTFUN DA HOŞ

Cana cefa kıl ya vefa,

Kahrın da hoş lütfun da hoş,

Ya derd gönder ya deva,

Kahrın da hoş lütfun da hoş.

Hoşdur bana senden gelen,

Ya hil'at ü yahut kefen,

Ya taze gül yahut diken,

Kahrın da hoş lütfun da hoş.

Gelse celalünden cefa,

Yahut cemalünden vefa,

İkisi de cana safa,

Kahrın da hoş lütfun da hoş.

Ger bağ u ger bostan da,

Ger bend u ger zindan da,

Ger vasl u ger hicran da,

Kahrın da hoş lütfun da hoş.

Ey padişah-ı lemyezel,

Zat-ı ebed hayy-ı ezel,

Ey lutfu bol kahrı güzel,

Kahrın da hoş lütfun da hoş.

İbrahim Tennurî'nin Gülzar-ı Ma'nevî adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası. Eser Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı No: 1639'da kayıtlıdır. İbrahim Tennurî hazretlerinin Kayseri'deki türbesi.

Ağlatırsın zari zari,

Verirsin cennet ü huri,

Layık görür isen narı,

Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

Gerek ağlat gerek güldür,

Gerek dirilt gerek öldür,

Bu Aşık hem sana kuldur,

Kahrın da hoş lütfun da hoş.

Eserleri:

1- Gülzar-ı Ma'nevî: Yazıcızade'nin Muhammediyye'si tarzında aruzun mefaîlün mefaîlün feûlün vezniyle yazılmıştır. Namaz, abdest, zekat, oruç gibi ibadetlerin dinî ve tasavvufî manâları açıklanmıştır. Eser 1978'de Ankara'da basılmıştır.

2- Gülşen-i Niyaz: İbrahim mahlası ile yazdığı 2500 beyit ihtiva eden bir divandır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Kısmı No: 3791'de kayıtlıdır.

Yorumlar (0)

Yorum Yaz
0/1000 karakter
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!