Karadeniz’de Yükselen Bir Abide: Tarihin Gölgesindeki Sinop Şehitler Çeşmesi
Lise tarih kitaplarımızın sayfalarını karıştıran herkes o kronolojik ama hüzünlü listeyi çok iyi hatırlar: Osmanlı donanması tarih boyunca sırasıyla İnebahtı, Çeşme, Navarin ve Sinop’ta yakılmıştır. Bu zincirin son ve en trajik halkalarından biri olan 1853 yılındaki Kırım Savaşı başlangıcındaki Rus baskını, tarihe Sinop Vakası olarak geçer. İşte o karanlık günün ardından, Karadeniz'in bu kadim liman kentinde şehit düşen deniz askerlerinin hatırasını yaşatmak için inşa edilen ve bugün mimari dokusuyla büyüleyen bir anıt yükselir: Şehitler Çeşmesi.
30 Kasım 1853’te Sinop, tarihinin en karanlık ve en kanlı günlerinden birine uyandı. Kırım Savaşı’nın kaderini tayin eden o meşum baskında, Rus donanmasının acımasız ateşi Sinop Limanı’nı bir anda cehenneme çevirdi. Limanda demirli duran Osmanlı filosu, dalgaların arasında çaresizce alev alarak tek bir vapur dışında tamamen sulara gömüldü.
![]()
O gün, iki bine yakın vatan evladı, geride sadece feryatlar bırakarak Karadeniz'in soğuk sularında şehadet şerbetini içti. Bu dehşet verici katliamın ve gökyüzüne yükselen feryatların ardından, şehitlerin aziz ve mukaddes hatıralarını sonsuza dek yaşatmak isteyen Padişah Abdülmecid, yüreğindeki derin sızıyı dindirmek ve bu büyük acıyı taşa kazımak adına kentin kalbine anıtsal bir şehitler çeşmesi yükseltilmesini emretti.
![]()
Başkentin Taşradaki İmzası: Şüheda Çeşmesi
Osmanlı Dönemi vesikalarında Şüheda Çeşmesi adıyla anılan bu yapı, imparatorluğun son dönem mimarisine yön veren ampir (imparatorluk) üslubunun İstanbul dışındaki en nadide ve az sayıdaki meydan çeşmesi örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Osmanlı arşivlerinden elde edilen yeni veriler, çeşmenin sanılanın aksine tamamen payitahtın, yani başkent İstanbul'un doğrudan kontrolü ve himayesinde inşa edildiğini gösteriyor:
Sultanın Baniliği: Baskının ardından bölgede bir çeşme yapılması fikri doğduğunda halktan küçük bir yardım toplansa da inşaatın asıl büyük bütçesi ve ödeneği bizzat Sultan Abdülmecid (Saltanatı: 1839-1861) tarafından karşılanmıştır.
Dersaadet’ten Gelen Mimari: Çeşmenin ilk keşif ve planlama çalışmaları Dersaadet’ten (İstanbul) gönderilen özel bir mimar tarafından yapılmıştır. Hatta yapıda kullanılan bazı kritik inşaat malzemeleri ve tarihi kitabe taşı da doğrudan başkentten Sinop'a ulaştırılmıştır.
Vakıf Suyu Detayı: Çeşmeye su sağlanması için Sinop’taki Sultan Süleyman Vakfı’na ait su yolu kullanılmış, böylece vakıf suyu vesilesiyle sultan adına yakışır bir eser ortaya çıkarılmıştır.
![]()
Taşın Estetikle Buluştuğu Detaylar
1857 yılında tamamlanan bu kare planlı, kesme taştan inşa edilmiş dört yüzlü meydan çeşmesi, zengin süslemeleriyle dikkat çekiyor. Yapının kuzey ve güney cephelerinde mermer yalaklar, ayna taşları ve kitabeler yer alıyor.
Ayna taşlarında Osmanlı ampir üslubunun karakteristik ögeleri olan püsküllü perde ve ay-yıldız motifleri işlenmiştir. Güney cephesinde kitabenin iki yanında Sultan Abdülmecid’in tuğrası ihtişamla parıldarken, kuzey cephesinde ise vazodan çıkan zarif yaprak düzenlemeleri göze çarpıyor. Çeşmenin doğu cephesinde üç musluk, batı cephesinde ise su deposunun kontrol penceresi bulunuyor.
Hattatın İmzası: Osmanlı arşiv belgeleri üzerinde yapılan güncel araştırmalar, çeşme üzerindeki göz alıcı kitabe metninin, dönemin en seçkin hattatlarından Mevlevi Mehmed Zeki’nin kaleminden çıktığını kesin olarak ortaya koymuştur.
![]()
Popüler Bir Tarihsel Yanılgının Düzeltilmesi
Tarih araştırmaları, zaman zaman kulaktan kulağa yayılan bazı popüler anlatıların da tashihi (düzeltilmesi) anlamına geliyor. Sinop Üniversitesi’nden emekli Öğretim Görevlisi Rasim Yaşar Tarakçı’nın arşiv belgeleri ışığında yaptığı incelemeler, çeşmeyle ilgili uzun yıllardır doğru bilinen bir yanlışı da gün yüzüne çıkardı.
Halk arasında ve bazı eski kayıtlarda yer alan, çeşmenin "şehit olan denizcilerin cebinden çıkan paralarla yapıldığı" iddiasının tarihi gerçeklerle uyuşmadığı belgelendi. Osmanlı arşivlerindeki resmi yazışmalar, az bir halk yardımının ardından projenin tamamen devlet eliyle ve bizzat Sultan Abdülmecid’in tahsis ettiği ödenekle tamamlandığını gösteriyor. Bu durum, Osmanlı Devleti'nin kendi askerinin hatırasına ve şehitlerine verdiği kurumsal değerin de en somut göstergesi olarak tarihteki yerini alıyor.
```
Yorumlar (0)