Bir Kazın Peşinden Ortaya Çıkan Su ve Adını Yüzyıllardır Yaşatan Çeşme
İstanbul'un bugün hareketli semtlerinden biri olan Kazlıçeşme, adını üzerinde yer alan bir kaz kabartmasından alan tarihî bir Osmanlı çeşmesinden alıyor. Zeytinburnu ilçesinde, Kazlıçeşme Mahallesi'ndeki Demirhane (Abay) Caddesi üzerinde bulunan bu çeşme, klasik Osmanlı çeşme mimarisinin dikkat çekici örneklerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Ancak Kazlıçeşme'yi ilginç kılan yalnızca üzerindeki kaz figürü değil. Çeşmenin hikâyesi, İstanbul'un fethine kadar götürülen bir rivayetten Bizans dönemine ait bir mermer parçanın Osmanlı döneminde yeniden kullanılmasına, definecilerin tahribatından Evliya Çelebi'nin hayranlık dolu ifadelerine kadar uzanıyor.
İstanbul'un Fethi Sırasında Keşfedildiği Rivayet Ediliyor
Kazlı Çeşme'nin ilk defa İstanbul'un fethi sırasında yapıldığı rivayet edilir. Anlatıya göre Osmanlı ordusunun bölgede su sıkıntısı yaşadığı bir sırada, sakabaşı bölgede uçan kazları takip eder. Kazların bulunduğu yerde bir su kaynağı keşfedilir.
Bulunan su, Osmanlı ordusunda büyük bir sevinç meydana getirir. Bunun üzerine suyun bulunduğu yere bir çeşme yaptırıldığı anlatılır. Böylece bugün Kazlıçeşme adıyla bilinen semtin hikâyesi, rivayete göre bir kazın izinden bulunan suyla başlar.
Bu anlatının tarihî bir rivayet olarak günümüze ulaşması bir yana, çeşmenin üzerindeki kaz kabartması da semtin kimliğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
![]()
1546-1547'de Aynı Yere Yeni Bir Çeşme Yapıldı
Hicrî 953 yılında, miladî 1546-1547 yıllarında aynı yere üzerinde kaz motifinin bulunduğu yeni bir çeşme inşa edildi. Günümüzde duvar çeşmesi niteliğindeki yapı, arkasından geçen yol nedeniyle meydan çeşmesi görünümünü almıştır.
Çeşmenin kitabesinde yapıyı yaptıran kişinin Mehmet Bey olduğu belirtilir. Bu kişinin, Hicrî 979 yılında Üsküp'te vefat eden müderris Âşık Pir Mehmed Çelebi olduğu düşünülmektedir.
Çeşmenin üzerinde yer alan kitabe, yapının tarihini ve yaptıran kişiyi anlamamız açısından önemli bilgiler verir:
Kim nazar etdi bu âb-ı sâfiye
Dedi buna Kevser olmaz kâfiye
Mehmed Bey ki yapdı hayr-i âlî
Getürdü âleme bir mâ-i cârî
Gördü bir âşık dedi târîhini
Nûş iden yârâne sahhan âfiye.
— Sene 953
Kitabede ebced hesabıyla Hicrî 953, yani miladî 1546 tarihi düşülmüştür.
Evliya Çelebi'nin Hayranlıkla Anlattığı Kaz Kabartması
Kazlı Çeşme'nin asıl ününü sağlayan unsur ise çeşme aynasında bulunan beyaz mermer üzerindeki kaz kabartmasıdır. Evliya Çelebi de Seyahatnâmesi'nde bu kabartmadan söz eder ve gördüğü figürün güzelliğini dikkat çekici ifadelerle anlatır.
Evliya Çelebi'nin aktarımı şöyledir:
“Yedikule kasabasının dışında bir çeşme-i canfezarin (taze can veren) kemeri altında carköşe (dört köşe) bir beyaz mermer üzerine üstad-ı mermer bir kaz tasvir etmiştir ki, dillerle tabiri imkansızdır.”
Çeşmedeki kaz figürü, zaman içerisinde yalnızca yapının tanınmasını sağlamakla kalmamış, bulunduğu semtin adına da dönüşmüştür. Bugün “Kazlıçeşme” olarak bildiğimiz semtin isminin kaynağı işte bu küçük kabartmadır.
Kaz Kabartmasının Altındaki Gizli Tarih
Çeşmenin kaz figürünü taşıyan beyaz mermerin hikâyesi ise en az kazın kendisi kadar dikkat çekicidir. Söz konusu mermerin Bizans dönemine ait bir devşirme malzeme olduğu ve 5. yüzyıla tarihlendiği anlaşılmıştır.
2002 yılında kaz kabartması, altın veya para bulma umuduyla hareket eden defineciler tarafından tahrip edildi. Kabartmanın parçalanmasının ardından geride bırakılan mermer parçaları incelendi ve parçaların 5. yüzyıla ait olduğu belirlendi.
Kırılan parçaların ters çevrilerek bir araya getirilmesiyle önemli bir ayrıntı daha ortaya çıktı. Mermerin diğer yüzünde kristogram motifinin bulunduğu anlaşıldı. Böylece Bizans dönemine ait mermerin Osmanlı döneminde ters çevrilerek yeniden kullanıldığı ve üzerine tombul bir kaz tasvirinin işlendiği ortaya çıkarıldı.
Çeşmenin bugün gördüğümüz kaz kabartması, bu nedenle yalnızca bir Osmanlı süslemesi değil; aynı zamanda farklı dönemlerin izlerini aynı taş üzerinde buluşturan tarihî bir belge niteliğindedir.
Definecilerin Tahrip Ettiği Kabartma Yeniden Hayat Buldu
2002'de gerçekleştirilen tahribat, çeşmenin tarihî değerine rağmen karşı karşıya kaldığı tehlikeyi de gözler önüne serdi. Definecilerin parçalayarak geride bıraktığı mermerin tarihî niteliğinin ortaya çıkarılmasının ardından kaz kabartması 2010 yılında restore edildi.
Mermer, orijinaline uygun şekilde yeniden bir araya getirilerek çeşmedeki yerini aldı. Böylece yüzyıllardır semtin simgesi olan kaz figürü yeniden korunmuş oldu.
Bir Zamanlar Çeşmenin Arkasında Namazgâh Vardı
Kazlı Çeşme'nin geçmişi yalnızca su ve kaz hikâyesinden ibaret değil. Geçmişte çeşmenin arkasında bir namazgâh bulunuyordu. Bu alan daha sonraki dönemlerde uzun süre kahvehane olarak kullanıldı.
Çeşmenin mimari yapısı da tarihî niteliğini açıkça ortaya koyuyor. Haznesiyle birlikte kesme taştan inşa edilen tek cepheli çeşmenin dikdörtgen cephesi silmelerle belirlenmiştir. Basık sivri kemerli çeşme nişinin kilit taşında kabartma olarak küçük bir rozet bulunur.
Kemerin üst kısmındaki mermer kitabede Enbiyâ Suresi'nin 30. ayetinden “Her canlı şeyi sudan yarattık” ifadesi yer alır. 1930'lu ve 1940'lı yıllara ait fotoğraflarda görülen orijinal mermer kitabe günümüze ulaşmamıştır. Bugün çeşmede bulunan kitabe ise 2000'li yıllardaki restorasyon sırasında uzman bir hattat tarafından yazılarak yerine konulan yeni kitabedir.
Çeşmenin Mimarisinde Osmanlı ve Bizans İzleri Bir Arada
Çeşme aynasında, dilimli beş kartuşa yazılmış dikdörtgen bir mermer kitabe yer alır. Kitabenin altındaki beyaz mermer ise Bizans dönemine aittir. Bu mermer üzerinde çeşmeye adını veren kaz figürü bulunur. Kaz figürünün önünde ise yıldız biçiminde yaprağı olan bir dal tasviri görülür.
Çeşmenin iki yanında bulunan kesme taş yüzeylerde yuvarlak kemerli birer tas koyma yuvası vardır. Sivri kemerli nişin derinliğinde ise çeşmenin teknesi bulunur. Eski fotoğraflarda çeşmenin sağında, biraz geride duran iki lüleli ayrı bir teknenin de bulunduğu görülmektedir.
![]()
“Bir Kaz Bu Semti Kurmuş”
Kazlıçeşme'nin ismine dair yalnızca fetih dönemine uzanan rivayet değil, yakın tarihten ilginç bir anlatı da bulunmaktadır. 9 Mart 1935 tarihli Akşam gazetesinde Hikmet Feridun Es'in gerçekleştirdiği bir röportajda, Kazlıçeşme isminin hikâyesi bölge halkından aktarılan farklı bir anlatımla dile getirilir.
Bu anlatıya göre eskiden bölgede yalnızca birkaç amelenin yaşadığı, çevrede su bulunmadığı ve bugünkü çeşmenin bulunduğu yerin çöplük olduğu söylenir. Bir kazın çöplükte eşinmesi sırasında toprağın altından su çıkması üzerine bölgeye bir çeşme yapıldığı anlatılır.
Röportajdaki anlatımda bu hikâye, “Senin anlıyacağın bu semtteki şu suyu o muhterem hayvan keşfetmiş” sözleriyle aktarılır. Su bulunduktan sonra evlerin ve fabrikaların yapılmaya başladığı, böylece zaman içerisinde büyüyen semtin adının da bu kazdan geldiği ifade edilir.
Röportajın sonunda ise semtin hikâyesi oldukça çarpıcı bir cümleyle özetlenir: “İşte koskocaman kazlı çeşme semtini bir kaz kurmuş...”
Bir Semtin Hafızasına Dönüşen Kaz
Bugün Kazlıçeşme'den geçenler için çeşmenin üzerindeki kaz figürü ilk bakışta küçük bir süsleme gibi görünebilir. Oysa bu kabartma, İstanbul'un farklı dönemlerini aynı yapı üzerinde buluşturan çok katmanlı bir geçmişin izini taşıyor.
Bir tarafta Bizans döneminden kalma 5. yüzyıla ait bir mermer, diğer tarafta 16. yüzyılda inşa edilen Osmanlı çeşmesi; yanında Evliya Çelebi'nin hayranlıkla anlattığı bir kaz tasviri ve yüzyıllar boyunca anlatılagelen su hikâyeleri...
Üstelik 2002 yılında definecilerin tahrip ettiği, ardından 2010'da aslına uygun şekilde restore edilen bu küçük kaz kabartması, bugün hâlâ bulunduğu semtin adını yaşatıyor.
Kazlıçeşme'nin hikâyesi bu yönüyle yalnızca bir çeşmenin hikâyesi değil. Bir kaz kabartmasının nasıl bir semtin adına, bir su kaynağının nasıl bir yerleşim hikâyesine ve bir taş parçasının nasıl yüzyıllar arasında uzanan tarihî bir belgeye dönüştüğünü gösteren dikkat çekici bir İstanbul hikâyesidir.
Yorumlar (0)