Fatih Belediyesi, ilçe genelinde başlattığı kapsamlı restorasyon seferberliğiyle yok olmaya yüz tutmuş tarihî eserleri g...
Tebdil-i kıyafet bir padişah, dumanlı bir kahvehane, affı olmayan bir gece
Tarih: 2026-01-16 / Görüntülenme: 871
Payitahtın üzerine gece karanlığı bir kâbus gibi çökmüş, İstanbul’un dar sokakları derin bir sükûta gömülmüştü. Ancak bu sükûtun altında, yasakların gölgesinde nefes almaya çalışan gizli bir dünya vardı. Cihan Padişahı Sultan IV. Murad Han, adaletin keskin kılıcını bizzat elinde tutmak adına, tebdil-i kıyafetle şehrin nabzını tutuyordu. Adımları yankısız, bakışları bir kartal kadar keskindi.
Bir sokak başında, mühürlenmiş olması gereken bir kahvehanenin çatlaklarından sızan cılız bir ışık hüzmesi padişahın dikkatini çekti. Sessizce pencere deliğine yaklaştı. İçeride, tütün dumanının gri bulutları arasında kadeh tokuşturan birkaç bedbaht, ölümle raks ettiklerinden habersizdi. Sultan, ağır adımlarla içeri süzülüp loş bir köşeye ilişti. Kahveci, karanlıklar içinden gelen bu gizemli yabancıyı kendinden biri sanarak, yüzünde müstehzi bir ifadeyle yanına yaklaştı.
Sultan Murad, sesindeki fırtınayı bastırmaya çalışarak sordu: "İçki ve tütünün yasak olduğunu, bu yasağı çiğneyenin kellesinden olacağını bilmez misin?"
Kahveci, elindeki tütünü keyifle tüttürerek cevap verdi: "Erenler, gecenin bu vaktinde vaazı bırak da keyfine bak. Uzun etme, hadi sen de çek bir nefes!"
Padişahın gözlerinde şimşekler çaktı, sesi bu kez taş duvarları titretecek bir azametle yankılandı: "Sen Padişahın emrine karşı gelmenin, devletin iradesini hiçe saymanın bedelini hiç düşünmez misin?"
Bu otoriter çıkış karşısında kahvecinin içine bir kurt düştü. Şüpheyle yabancının yüzüne baktı, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak: "Beyzadem, celallenme hele... Adınızı bağışlar mısınız?" dedi.
Hükümdar, tüm heybetiyle doğrulup gözlerinin içine bakarak tek bir kelime fısıldadı: "Murad."
Kahvecinin kanı dondu, beti benzi attı. Son bir ümitle sordu: "Sultanlığı da var mı?"
Padişahın "Evet" cevabı, odadaki dumanı dağıtan soğuk bir rüzgâr gibi esti. O an kahveci, kaçacak yer kalmadığını anlayınca yanındaki masanın üzerine kendini boylu boyunca bıraktı ve yanındakilere feryat figan bağırdı:
"Öyleyse buyurun dostlar, cenaze namazına!"
YORUM YAZ
Son Eklenen Yazılar
Türkistan’ın sarp buzulları ve Pamir Yaylası’nın kadim rüzgârlarını bağrında taşıyan Kırgız Türkleri, ata yadigârı kültü...
Tarihin tozlu rafları arasından süzülüp gelen, bir imparatorluğun görkemli günlerinden sürgünün hüzünlü yollarına uzanan...
Kubilay Han’ın Doğu Seferi ve Japonya İstila Girişimi Moğol hükümdarı Kubilay Han, Çin'i zor da olsa istila ettikten so...
18. yüzyıl tereke listelerinin işaret ettiği gibi şimdi kumaşlar daha mütevazı, saraylı olmayan, ama gene de varlıklı bi...
Bir Mektup, Bir Hayat: Okuma Yazma Bilmeyen Zorbanın Kanlı Sonu Tarihin akışını değiştiren koca bir isyanın lideri olab...
