Eski İstanbul’un dar sokaklarında, taş plak seslerinin ve buhur kokusunun birbirine karıştığı o meşhur Ramazan gecelerinden biriydi. Payitahtın en "kıdemli" dilencisi Abbas Efendi, her yıl mübarek ayın bereketiyle heybesini altınla doldurur, fukaralık maskesinin ardında gizli bir servet büyütürdü.
Mesleğe yeni heves eden cevval bir genç, Abbas’ın şöhretini işitince bu işin "pîri"nden icazet almayı kafasına koydu. Nihayet bir gece, üstadın hamama girdiğini görüp peşine takıldı. Tellakların buharı, tasların çınlaması arasında, kurna başında ter döken Abbas’ın yanına sokulup muradını arz etti:
“Efendim, bendeniz bu ‘sanatın’ inceliklerine talibim. Bu fakir kulunuza şu işin usulünü, erkânını lütfederseniz duacınız olurum.”
Abbas Efendi’nin Üç Altın Kuralı
Abbas Efendi, buharın içinden bilge bir edayla gülümsedi ve mesleğin üç altın kuralını sıraladı:
Mekân gözetme: Her nerede olursan ol, istemeli!
Zengin-fakir seçme: Her kimden olursa olsun, istemeli!
Nesne beğenmezlik etme: Her ne olursa olsun, istemeli!
Çırağın Ustaya Karşı İlk İmtihanı
Genç dilenci, dersi alır almaz ustasının eline sarıldı:
—“Ustam, ben fukara bir garibim, Allah rızası için bir sadaka...”
Abbas şaşkınlıkla etrafına bakındı:
—“Behey gafil! Hamamın göbeğinde, suyun içinde dilencilik mi olur?” dedi.
Genç, istifini bozmadı:
—“Ustam, ‘Nerede olursan ol’ diyen sendin.”
Abbas kaşlarını çattı:
—“İyi ama evlat, ben de senin gibi dilenciyim, benden ne istersin?”
Genç, boynunu büküp taşı gediğine koydu:
—“Hani kuralın ikincisi? ‘Kimseden sakınma’ buyurmuştunuz.”
Abbas Efendi çaresizlikle ellerini iki yana açtı:
—“Fesüphanallah! Elbisem dışarıda, altınlarım evde. Bu kurna başında sana ne vereyim? Bir tasım, bir de tarağım var!”
Gencin gözleri parladı:
—“Usta, üçüncü kuralı unuttun: ‘Ne olursa olsun istemeli.’ Ben o tasa tarağa da razıyım!”
Tası Tarağı Toplamak
Hamamdaki kalabalığın hayret dolu bakışları arasında tasını tarağını gence teslim eden Abbas, o gece bir şeyi anladı: Artık devir değişmiş, kurnazlıkta mürid mürşidi geçmişti. Oracıkta tövbe edip elini eteğini bu işlerden çekti. Kendisine hâlâ neden dilenmediğini soranlara ise o meşhur cevabı verirdi:
“Biz tası tarağı topladık evlat; gayri bizden geçti o işler…”
Yorumlar (0)