Youtube Video

Abdülhamid Han'ın Tahta Hazırlandığı Mekan Maslak Kasırları

Abdülhamid Han'ın Tahta Hazırlandığı Mekan Maslak Kasırları

Tarih:2023-11-21 / Hit:1767

Uzaktan bakıldığında ağaçların arasından zor seçilen, doğa ile baş başa, zarif yapıların bulunduğu bir mekân Maslak Kasırları. Osmanlı Devleti’ne son dönemlerinde 33 sene hükmeden II. Abdülhamid Han’ın şehzadelik günlerini burada geçirmesi, Maslak Kasırları’nı diğer köşk ve kasırlardan ayırmaktadır. Çünkü diğer yapılar, padişahların dinlenme mekânlarıyken Maslak Kasırları sadece bir şehzade köşküydü.

Günümüzde Sultan II. Abdülhamid ile özdeşleşmiş yapılardan biri olan Maslak Kasırları’nın bulunduğu çevrede ilk yapılaşma Sultan II. Mahmut Han Dönemi’nde başlamış, Sultan Abdülaziz Han Dönemi’nde devam etmiştir. Sultan II. Abdülhamid Han Dönemi’nde ise günümüzdeki hâlini almıştır. 170 dönümlük yeşil bir doku içinde bölgeye hâkim bir konumda yer alan yapılara ve bunların çevresine “Maslak” isminin verilmesinin sebebi, bölgede varlığı bilinen su dağıtım merkezlerinin olmasıdır.

Mimari açıdan farklı özelliklere sahip yapılar topluluğu; harem işlevinde olan Kasr-ı Hümâyûn, kabul mekânı olan Mâbeyn-i Hümâyûn, atlı talimlerin izlendiği Seyir Köşkü, havuz, ağalar dairesi, hamam, limonluk, limonluk külhanı, kuşçu ve bahçıvan odası, su deposu, bekçi odası, telgraf odası, tavla denilen at ahırı ve matbah denilen mutfaktan oluşmaktadır.

Kasırların 1868 tarihinde Şehzade Abdülhamid Efendi’nin ikametine tahsis edilmesi, bölgeye ve yapılara farklı bir anlam kazandırmıştır. Maslak Kasırları bu dönemde onun tercihleri doğrultusunda şekillenmiş; bunda, İstanbul’da yaşayan Rum asıllı mimar Vasilaki’nin önemli etkisi olmuştur.

Sultan II. Abdülhamid Han’ın şehzade ve veliaht statüsünde yaklaşık 8 sene kullandığı Maslak Kasırları yapılar topluluğu, bir şehzadenin her türlü ihtiyacını karşılayabilecek şekilde tasarlanmış, âdeta küçük bir saray olarak yapılandırılmıştır. Burası; şehzade Abdülhamid Efendi’nin marangozluk, ticaret, bağcılık ve hayvancılık yaparak çiftlik hayatı yaşadığı ve 1876 yılına kadar daimî olarak ikamet ettiği ilk şehzade yapısı olmuştur.

Boğaziçi’nin Karadeniz’e açıldığı noktayı görebilen konumda bulunan Maslak Kasırları’nı Sultan II. Abdülhamid Han’ın bizzat kendisi şöyle anlatır: “Tarabya üzerinde Maslak Kasırları var. Oraya lodos nadir gelir, orada hep poyraz olur, orası boğazın Karadeniz’e açıldığı noktayı tamamıyla görür, pek güzeldir.”

Abdülhamid Efendi şehzadeliği döneminde ticaret, madencilik, hayvancılık ve ziraat işleriyle uğraşmıştır. Maslak Kasırları ve çevresi de bağcılık ve zirai faaliyetlerin sürdürüldüğü alanlar olmuştur. Söz konusu döneme ait tarihî kayıtlarda, bağcılık ve ziraat işlerinin yürütülmesi hakkında oldukça detaylı bilgiler vardır. Hatta bu belgeler arasında Avrupa tarzında numune bir çiftlik kurmak maksadıyla hazırlanmış bir de plan yer alır.

Kasr-ı Hümayun: Kasrı Hümayun olarak da isimlendirilen harem dairesinin birinci katta olan kısmı taştan, üst katlar ise ahşaptan yapılmıştır. Merdivenler çift çıkışlı ve simetriktir. Merdivenin tamamen ahşap olmasını tercih eden II. Abdülhamid Han’ın; yapılarda, insana daha sıcak gelen ahşap malzemeyi tercih ettiğini görmekteyiz.

 

Kasrın dış cephesinde fazlaca bir süsleme ya da ihtişam olmaması dikkatlerden kaçmıyor. Tanzimat Dönemi saraylarının cephelerinde görülen ince taş işçiliği, görkem ve abidevi mimari Maslak Kasırları’nda görülmezken iç mekânda insanın içini ısıtan bir dekorasyon görüyoruz. İçeri girildiğinde orta sofanın sağında ve solunda şehzade tarafından kullanılan odalar bulunuyor. Odaların tavanları, fonksiyonuna uygun olarak süslenmiş. Mesela çalışma odası olarak kullanılan odaların tavanlarında saat, kitap, okka, mürekkep şişesi resmedilirken yemek odalarında tabaklar içinde meyveler resmedilmiştir.

Kasrı Hümayun

 

Girişte sağ tarafta bulunan bu son odalar, Şehzade Abdülhamid Efendi tarafından yatak odası olarak kullanılmış odanın bölünmesiyle oluşturulmuştur. Haluk Şehsuvaroğlu’nun “Tarihî Odalar” isimli kitabına göre II. Abdülhamid Han, yatak odasına açılan iki kapıdan birini körleştirmiş. Bunun yerine, kendi eliyle yaptığı söylenen aynalı bir dolap kapağı görünümlü mobilyayı kapı gibi kullanarak yattığı yere geçermiş. Bunun sebebi, yatak odasının mahremiyetini korumaktır.

Hiçbir Osmanlı sarayında, padişahın yatak odasına girebilmek ya da o bölgeyi görebilmek mümkün değildir.

Aynalı bir dolabın arkasından geçilen yatak odası, oldukça sade. Yatak odalarında el yıkamak ve abdest almak için lavabo, yatak dışında bir şezlong, bir de paravan bulunmaktadır. Gece aniden bir saray görevlisinin getirdiği acil bir haber üzerine uyandırılan padişahların, paravan arkasından konuştukları bilinmektedir.

Yatak odasındaki mobilyalar teşhir amacıyla Dolmabahçe Sarayı’ndan getirilmiştir.

Sultan Abdülhamid Han; Yıldız Sarayı’nın yatak odasında, geceleri, kendine en yakın ve güvendiği adamına roman okutur ve bu esnada aralarında bir paravan olurmuş.

Merdivenlerden üst kata çıktığımızda Osmanlı hanedanının ve siyasi tarihin en önemli olaylarından birine şahitlik eden salon görülmektedir. İlk bakışta alt katla üst katın yerleşim düzeninin aynı olduğu görülüyor. Ön ve arka pencerelere üçer pencere ile bakan salon; orta, büyük, iki yanda ise nispeten küçük üç kristal avize ile aydınlatılmıştır.

Mekânda kullanılan perde ve mobilya kumaşları; kırmızı renk ağırlıklı, kendinden desenli ipek Hereke dokumalarıdır. Salonun kuzey ve güney cephelerine karşılıklı yerleştirilmiş renkli mermerden yapılmış şöminelerin orta kısmında Abdülhamid ismini sembolize eden “A” ve “H” harfleri yer almaktadır. Salondaki objeler orijinaldir yani veliaht Abdülhamid Han’ın tahta davet edildiği ana şahitlik etmişlerdir.

 

Kasrı Hümayun Fotoğraf Milli Saraylar

 

Sultan Abdülaziz Han’ın bir darbe ile tahttan indirilmesinin ardından tahta çıkan V. Murad’ın ruhî sıkıntıları nedeniyle tahttan indirilmesi gündeme gelince daha önce pek de hesaba katılmadığı hâlde gözler, veliaht Abdülhamid Efendi’ye çevrilmiştir. O da Maslak Kasırları’nda sessiz bir şekilde, köşesinde, dikkatle gelişmeleri takip ediyor ve kendine güvenen bir portre çiziyordu.

Sultan V. Murad’ın sıhhatinden ümit kesilmiş, bunun üzerine Mithat ve Sadrazam Mütercim Rüştü Paşalar Maslak Kasırları’na gelerek veliaht Abdülhamid Efendi’yi ziyaret etmişti. Ülkenin idaresi, Meşrutiyet ve Kanuni Esasi’nin ilanı ile ilgili konuların ilk kez resmî sıfatlarla dillendirildiği görüşme, bu salonda gerçekleşmişti. Bu ziyaret, birçok kaynakta şu şekilde yer alır:

“Paşalar bu büyük salona çıktıkları vakit, veliaht Abdülhamid Efendi sol tarafta, ortaya doğru duvar kenarındaki bir koltuğun önünde ayakta duruyordu. Ziyaretlerinden büyük bir memnuniyet duyduğu paşaları görünce bir iki adım ilerledi. Evvela Rüştü Paşa, sonra da Mithat Paşa kendini yerden temennalarla selamladılar. Veliaht; karşısındaki koltuklarda, her ikisine de, ‘Buyurun Paşalar.’ diye yer gösterdi. Rüştü Paşa bir koltuğa ilişmiş, Mithat Paşa da “S” şeklinde bir iskemleye oturmuştu.”

Sultan Abdülhamid Han seneler sonra bu görüşmeyi şöyle anlatır:

“Mithat Paşa ve Mütercim Rüştü Paşa, biraderimin hastalığı üzerine bana geldiler. Onlarla ilk defa orada mülaki oldum. Orada bana, ‘Şekl-i hükûmetten meşrutiyeti mi, yoksa istibdadı mı tercih edersin?’ diye sordular. Ben de cevaben, ‘Avusturya İmparatoru Macaristan’a gider, Macar şapkasını giyer, Macar olur; Avusturya’ya gelir, oralı olur. Bir gemi kaptanı gemiye kumanda ettiği zaman nasıl ki icap eden hâle göre kumanda ederse ben de kumandan mevkiine gelince selamet-i memleket hangi suret-i idarede olduğuna kanaat gelirse ve hayırlı görülürse onu ihtiyar ederim.’ dedim. ‘İlaveten şunu da söyleyeyim ki benim şimdiki kanaatim, şekl-i meşru olan meşrutiyettir. Çünkü istibdad idaresinde iyi kötü her şey hükümdara atfedilir. Vükela, hiç mesuliyet kabul etmez. Bu, sizin belki daha çok işinize gelebilir.’ dedim, onlar da güldüler.

Yemek Odası: Burası yemek odası olarak düzenlenmiş, yemek dışında çalışma ve dinlenme amacıyla da kullanılmış. Çünkü Osmanlı sarayındaki odalar Avrupa saraylarında olduğu gibi tek bir kullanım amacıyla değil, genellikle farklı kullanımlar için de hazırlanırdı. Tavandaki panolarda odanın kullanım maksadına uygun olarak değişik meyveler resmedilmiş. Odada bulunan renkli mermerden şömine orijinal. Dekoratif amaçlı köşelere yerleştirilmiş vazolar, Yıldız Porselen imalatı olup üzerindeki bezemeler Türk sanatçı Halit Naci tarafından yapılmış. Ceviz renkli ağaçtan oyma sedef işlemeli sandalyelerin tasarımının ve bir örneğinin Şehzade Abdülhamid Efendi tarafından yapıldığı bilinmektedir. Sandalyenin üzerindeki Abdülhamid yazısı, sanatçı kişiliğine güven duyduğu Ebu Ziya Tevfik tarafından tasarlanmıştır.

Çalışma Odası: Dönemin belgelerinde bu oda mütalaa odası yani okuma, çalışma, değerlendirme odası olarak geçer. Tavanda yer alan yeşil bir örtü üzerinde şişe, kitap, küre, yazı takımı ve kalem çizimleri odanın çalışma odası olduğuna işaret ediyor. Bu odadaki en özel objelerden biri de duvarda yer alan ve Sultan II. Abdülhamid Han’a ait olan tuğradır. Tuğra, krem renkli ipek kumaş üzerine sarı renkli telle çiçek motifleri işlemelidir.

Mâbeyn-i Hümâyun Dairesi’nin en özel yeri; altın varak süslemeli, camlı ahşap kapılarla limonluğa açılan büyük salondur. Salonla bütünleştirilen sera; insana, kendini doğa ile iç içe hissettirildiği özel bir çalışma alanı oluşturmuştur. Seranın içinde ise fıskiyeli havuzlar, köprü, yapay mağara, seyir köşkü, yürüyüş yolları, limon ağaçları, kamelya ağaçları gibi nadir türde bitkilerin yer aldığı huzurlu bir bahçe tasarımı yapılmıştır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın tercihleri doğrultusunda hazırlanan bu ilginç çalışma alanının benzeri, daha sonra Yıldız Sarayı’nda da oluşturulmuştur. Bu yapı, Mâbeyn-i Hümâyun Dairesi’yle düşünülmüş, söz konu mekânın da “Limonluk Köşkü” olarak anılmasını sağlamıştı. Seranın yapımı 1876 yılında tamamlanmış ve seranın, günümüze kadar orijinal hâli korunmuştur. Yıldız desenli dökme demir ve cam kullanılarak yapılmış olan sera; otuz metre uzunluğunda, sekiz metre genişliğinde ve beş metre yüksekliğinde inşa edilmiş, seranın orta giriş kapısının üstünde iki yanda hilal ve yıldız sembolü, ortalarında “A” ve “H” harfleri yer almaktadır.

Çadır Köşkü: Bu köşk; ormana egemen bir noktada, Kasr-ı Hümâyûn’un kuzeybatısında yer alır. Altta ocaklı bir mekân ile üstte tek odadan oluşan, sekizgen planlı bir yapıdır. Üstteki odaya çift kollu, mermer basamaklı ve demir korkuluklu merdivenle çıkılır. Köşkün etrafı balkonla çevrilidir. Balkonun korkulukları, çatı saçakları ve direkleri, ahşap süslemeciliğinin en güzel örneklerini sergiler.

Yapının doğu kısmında yer alan bölümünde külhanlı bir Türk hamamı bulunmaktadır.

Maslak Kasırları, Cumhuriyet Dönemi’nde, 1937-1982 yılları arasında askerî prevantoryum (verem mikrobunu kapmış ama henüz hastalığa yakalanmamış zayıf vücutlu kimselerin, vereme yakalanmasını önlemek için bakıldıkları sağlık kurumu) olarak kullanılmıştır.

Maslak Kasırları, bütün müştemilatıyla; görülmeye değer, tertemiz, buram buram ecdat kokan muhteşem bir kasır. Burada doğa ve tarihle iç içe çayınızı içebilir, nefis bir kahvaltı yapıp hoşça vakit geçirebilir; İstanbul’un yoğun ve stresli hayatından bir nebze de olsa kurtularak en az 100 yıl geriye gidip tarihe çok müstesna bir yolculuk yapabilirsiniz.

 

Çadır Köşkü

 

 

 

 

 

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

Dünya'nın En Eski Ekmeği Çatalhöyük'te Bulundu

  Dünyada kentleşmenin olduğu ilk yerlerden Çatalhöyük'teki kazıda 8 bin 600 yıllık "ekmek" bulundu. Konya'nın Çumra ilçesinde yer alan, Neolitik ...

Unutulan Büyük Türk Hükümdarı Babürşah ve Panipat Savaşı

Tarihte, Türkler tarafından Türkistan’da Selçuklu, Timurlu; Anadolu’da Osmanlı Devletleri gibi, Hindistan’da da muhteşem “Babürlü” veya “Gürganiye” Devleti kuruldu....

1927 Tarihli Uzunköprülü Ali Efendi Çeşmesi'de Suyuna Kavuştu.

Bir vakıf medeniyeti olan ecdadımız bunun bir numunesi olarak hayır niyetiyle yaşadıkları mahalleye , şehre çeşmeler inşa etmişler. Bu çeşmeleri inşaa ederken de dü...